Aller au contenu
Tafsir As-Saadi - Turkish · An-Nisaa
Sourate 4

An-Nisaa

Voici un tafsîr dans une autre langue que l’arabe, tel que la Quranic Universal Library (QUL, de Tarteel) le donne, pris dans la copie ouverte des données de QUL que conserve spa5k/tafsir_api. La fiche de QUL ne dit ni qui l’a écrit ou traduit ni quelle édition imprimée il suit, et n’indique aucune licence pour le texte, si bien que le droit de le montrer n’est pas vérifié. Personne ne l’a comparé à un livre imprimé, et aucun savant ne l’a relu. Chaque passage se tient à côté des versets qu’il commente, qui sont le texte coranique de Tanzil, montré tel qu’il y est. Sabīl n’en a rien écrit ni traduit.

Texte deQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITpris le 2026-10-21

Verset 86

وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا۟ بِأَحْسَنَ مِنْهَآ أَوْ رُدُّوهَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَسِيبًا 86

86- Bir selam (tahiyye) ile selamlandığınızda siz de ondan daha güzeli ile selamı alın veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla görendir.

86. Tahiyye birbiri ile karşılaşan iki kişiden birisinin diğerine ikram ve dua kastı ile söylediği sözler ve bu sözlerle birlikte gösterdiği güleryüzlülük gibi hallerdir. Tahiyyenin en üstün şekli şeriatte varid olduğu şekilde selam vermek ve almaktır. Şanı Yüce Allah burada mü’minlere şunu emretmektedir: Onlara herhangi bir şekilde tahiyyede bulunulur (selam verilir ise) o selamı, hem lafzı hem de güleryüzlülük itibari ile ondan daha güzel şekli ile veya onun dengi ile almalıdırlar. Bunun mefhumundan ise selamı hiç almamanın yahut daha aşağı bir şekilde almanın yasak olduğu anlaşılmaktadır. Âyet-i kerimeden iki bakımdan selam ve tahiyyeye önce başlamaya teşvik edildiğini görüyoruz: Evvela Yüce Allah bu selamı ya daha güzeli ile ya da onun misli ile almayı emretmektedir. Bu da tahiyyenin (selamlaşmanın) şer’an istenen bir şey olduğunu gerektirmektedir. İkinci olarak da bu hususu anlatmak için kullanılan fazilet (üstünlük) kipidir ki; bu da verilen tahiyyeye ortak olmaya ve onu daha güzel şekli ile almaya delildir. Âyet-i kerimenin ifade ettiği bu genel hükümden, selam almaları emrolunmamış bir durumda bulunan kimseler istisna edilmiştir. Mesela Kur’ân okumak, hutbe dinlemek, namaz kılmak ve benzeri işlerle meşgul olan kimseler böyledir. Bu gibi kimselerin verilen selamı almaları istenmez. Aynı şekilde dinin kendisi ile konuşulmamasını ve selam verilmemesini emrettiği kimseler de bundan istisnadır. Bunlar ise kendisi ile konuşulmaması halinde yaptığından vazgeçmesi beklenen tevbe etmemiş gühahkâr kimselerdir. Bu gibi kimselerle konuşulmaz, onlara selam verilmez ve verdikleri selam da alınmaz. Bu ise (selam alıp verme maslahatının) daha büyük bir maslahat ile çatışması dolayısıyladır. İnsanların selamlaşmalarında alışkanlık haline getirdikleri ve şer’an yasaklanmamış her türlü selamın alınması da bu buyruğun kapsamına girmektedir. Bu gibi selamların ya aynen ya daha güzeli ile alınması gerekmektedir. Daha sonra Yüce Allah iyilikleri işlemekten dolayı mükâfat vaadinde, kötülüklerin işlenmesi dolayısıyla da tehditte bulunmaktadır:“Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla görendir.” Kullarının iyi olsun, kötü olsun, küçük olsun, büyük olsun bütün amellerini tespit eder. Sonra da lütuf ve adaletinin gerektirdiği şekilde onlara karşılıklarını verir. O’nun verdiği hüküm her türlü övgüye layıktır.