پرش به محتوا
Tafsir As-Saadi - Turkish · Yunus
سورهٔ ۱۰

Yunus

این تفسیری به زبانی غیر از عربی است، همان‌گونه که در Quranic Universal Library (QUL، از Tarteel) آمده و از نسخهٔ باز داده‌های QUL گرفته شده که spa5k/tafsir_api نگه می‌دارد. اطلاعات ثبت‌شدهٔ QUL نمی‌گوید چه کسی آن را نوشته یا ترجمه کرده و از کدام چاپ پیروی می‌کند، و برای متن مجوزی بیان نمی‌کند، پس حق نمایش آن تأیید نشده است. کسی آن را با کتاب چاپی مقایسه نکرده و عالمی آن را بررسی نکرده است. هر بخش در کنار آیه‌هایی آمده که دربارهٔ آن‌ها توضیح می‌دهد و این آیه‌ها متن قرآن از Tanzil است، همان‌گونه که آنجا هست. سبیل چیزی از آن را ننوشته و ترجمه نکرده است.

متن ازQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITبرداشته‌شده در 2026-10-21

آیه‌های ۲۲–۲۳

هُوَ ٱلَّذِى يُسَيِّرُكُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمْ فِى ٱلْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا۟ بِهَا جَآءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَآءَهُمُ ٱلْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ ۙ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَـٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّـٰكِرِينَ ۲۲ فَلَمَّآ أَنجَىٰهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ۗ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُم ۖ مَّتَـٰعَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۲۳

22- Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindeki yolcuları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü ve yolcular da bu rüzgar dolayısıyla sevindikleri sırada gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar. Dalgalar dört bir taraftan yolculara hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatılıp (sonlarının geldiğini) anlarlar. İşte o vakit dini yalnızca Allah’a halis kılarak şöyle dua ederler:“Andolsun eğer bizi bu halden kurtarırsan kesinlikle şükredenlerden olacağız.” 23- Ama Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki yeryüzünde (yine) haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. (Onunla sadece) dünya hayatının menfaatini elde edersiniz. Sonra dönüşünüz bize olacak ve biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.

22. Yüce Allah, sıkıntıdan sonra rahmetin, zorluktan sonra kolaylığın gelmesi halinde insanların tavrı ile ilgili genel kuralı söz konusu ettikten sonra burada da bunu teyit eden bir durumu zikretmektedir. Bu da onların denizdeki şiddetli durum ve korkulu son karşısındaki halleridir. İşte yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizi karada ve denizde” bu ikisinde de sizin için kolaylaştırdığı sebepler ve size gösterdiği yollar ile kolaylık sağlayarak “gezdiren O’dur. Hatta siz” denizlerde yol alan “gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindeki yolcuları” arzularına uygun, rahatsız etmeyen ve zorluk çıkarmayan “hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü ve yolcular da bu rüzgar dolayısıyla sevindikleri” böylelikle de huzur içinde bulundukları bir “sırada gemiye şiddetli” esen “bir fırtına gelip çatar. Dalgalar dört bir taraftan yolculara hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatılıp (sonlarının geldiğini) anlarlar” yani helâk olacaklarına inanırlar “İşte o vakit” bütün yaratıklarla olan bağları kesilir ve bu sıkıntıdan kendilerini yalnızca Allah’ın kurtaracağını anlarlar. O nedenle de “dini yalnızca Allah’a halis kılarak” ve mutlaka yerine getireceklerine dair bir söz vererek “şöyle dua ederler: Andolsun eğer bizi bu halden kurtarırsan kesinlikle şükredenlerden olacağız.” 23. “Ama Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki yeryüzünde (yine) haksız yere taşkınlık ediyorlar” Yani o sıkıntıyı da o yaptıkları duayı da kendileri adına verdikleri sözü de unutuverirler. Sıkıntılardan kendilerini kurtaramayacağını ve darlıkları önleyemeyeceğini itiraf ettikleri varlıkları Allah’a ortak koşarlar. Halbuki sıkıntılı hallerde ibadetlerini yalnızca Allah’a halis kıldıkları gibi, rahat ve bolluk hallerinde böyle bir ihlâs ile Allah’a ibadet etmeleri gerekmez mi?! Ancak bu azgınlığın, bu haddi aşmanın vebali onlara döner. Yüce Allah bunu da şöyle açıklamaktadır:“Ey insanlar! Taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. (Onunla sadece) dünya hayatının menfaatini elde edersiniz.” Sizin bu azgınlıkla ve Allah’a ihlastan kaçışınızla elde etmeyi umabileceğiniz en ileri şey, dünya hayatının çabucak geçen ve hepsi de yok olmaya mahkum değersiz menfaatinden ve önemsiz makamlardan başkası değildir. Sonra istemeseniz dahi bütün bunları bırakıp orayı terk edeceksiniz. “Sonra” kıyamet gününde “dönüşünüz bize olacak ve biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.” Bu, davranışlarını sürdürmemeleri için ileri derecede bir uyarı ve sakındırmadır.