سیدھے مواد پر جائیں
Tafsir As-Saadi - Turkish · Az-Zumar
سورت 39

Az-Zumar

یہ عربی کے سوا کسی اور زبان میں ایک تفسیر ہے جیسا Quranic Universal Library (QUL، از Tarteel) کے پاس ہے، QUL کے ڈیٹا کی اس کھلی نقل سے لیا گیا جو spa5k/tafsir_api رکھتا ہے۔ QUL کے اندراج میں یہ نہیں بتایا گیا کہ اسے کس نے لکھا یا ترجمہ کیا اور وہ کس چھپے ہوئے ایڈیشن کی پیروی کرتی ہے، اور متن کے لیے کوئی لائسنس بیان نہیں کیا گیا، اس لیے اسے دکھانے کا حق تصدیق شدہ نہیں۔ کسی نے اسے چھپی ہوئی کتاب سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ہر حصہ ان آیات کے ساتھ ہے جن پر وہ تبصرہ کرتا ہے، اور وہ آیات Tanzil کا قرآنی متن ہیں، جیسا وہاں ہے۔ سبیل نے اس میں سے کچھ نہیں لکھا اور نہ اس کا ترجمہ کیا۔

متن ماخوذ ازQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMIT2026-10-21 کو لیا گیا

آیات 11–16

قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ ٱلدِّينَ 11 وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلْمُسْلِمِينَ 12 قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ 13 قُلِ ٱللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًا لَّهُۥ دِينِى 14 فَٱعْبُدُوا۟ مَا شِئْتُم مِّن دُونِهِۦ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْخَـٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْخُسْرَانُ ٱلْمُبِينُ 15 لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ۚ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥ ۚ يَـٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ 16

11- De ki:“Ben Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet etmekle emrolundum.” 12- “Yine bana müslümanların ilki olmam da emredildi.” 13- De ki:“Ben şayet Rabbime isyan edersem gerçekten büyük bir günün azabından korkarım.” 14- De ki:“Ben dinimi Allah’a halis kılarak yalnız O’na ibadet ederim.” 15- “Artık siz (ey müşrikler) O’ndan başka dilediğinize ibadet edin.” De ki: “Asıl hüsrana uğrayanlar, Kıyamet gününde hem kendilerini, hem de ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin! İşte apaçık hüsran budur!” 16- Onların üzerlerinde ateşten tabakalar olduğu gibi altlarında da ateşten tabakalar vardır. İşte Allah bununla kullarını korkutuyor. Ey benim kullarım! Benden korkup sakının!

11. Yani ey peygamber, insanlara “de ki:” Ben, Yüce Allah’a dinimi halis kılmak sureti ile O’na ibadet etmekle emrolundum. Bu da sûrenin baş tarafında yer alan: “O halde Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet et.”(2. âyet) buyruğunda geçmektedir.

12. “Yine bana müslümanların ilki olmam da emredildi.” Çünkü ben, insanları Rablerine davet eden ve O’na götüren yolu gösteren biriyim. O halde verdiği emirlerin gereğini ilk yerine getiren, böylece ilk teslim/müslüman olan kişi ben olmalıyım. Bu emrin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem tarafından ve ona uyanlardan olduğunu iddia edenler tarafından yerine getirilmesi kaçınılmaz bir şeydir. Bu yüzden zahir amellerde İslâm’ın gereğini yapmak ve hem zahir hem de bâtın amellerde yalnız Allah için ihlâslı olarak amelde bulunmak şarttır.

13. “De ki: Ben” bana emretmiş olduğu ihlâsla amelde bulunmak ve İslâm’ın gerektirdiği işleri yapmak hususlarında “şayet Rabbime isyan edersem gerçekten büyük bir günün azabından korkarım.” Ki o günde Allah’a şirk koşan, ebedi olarak azapta kalacaktır, Allah’a isyan eden de o gün cezalandırılacaktır.

14-15. Bu buyruklar, Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“De ki: Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza ibadet etmem, siz de benim ibadet ettiğime tapanlar değilsiniz. Sizin taptıklarınıza ben ibadet edecek değilim, siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de bana!”(el-Kâfirûn, 109/1-6)“De ki: Asıl hüsrana uğrayanlar Kıyamet gününde” mükâfattan mahrum ettikleri ve oldukça vahim b,r azabı hak ettiklerinden; “hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana sokanlardır.” Yani Kıyamet gününde Yüce Allah, onları ailelerinden ayıracaktı, böylece oldukça büyük üzüntülere gark olacaklar ve hüsranları da pek büyük olacaktır. “Dikkat edin! İşte apaçık hüsran budur.” Bunun benzeri bir hüsran olamaz ve bu, sürekli bir hüsrandır. Bundan sonra kâr sağlamak hatta hüsrandan kurtulmak dahi söz konusu olmayacaktır. Daha sonra karşı karşıya kalacakları ileri derecedeki bedbahtlığı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

16. “Onların üzerlerinde ateşten tabakalar” yani pek büyük bulutları andıran azap tabakaları ve parçaları “olduğu gibi altlarında da böyle tabakalar vardır. İşte” cehennem ehlinin azabı ile ilgili yaptığımız bu açıklamalar, Yüce Allah’ın kendisi vasıtası ile kullarını rahmetine doğru sürüklediği bir kamçı gibidir. Ayrıca “Allah bununla kullarını korkutuyor. Ey benim kullarım, Benden korkup sakının.” Yüce Allah, böylelikle bedbaht kimselere hazırlamış olduğu azabı, kullarını takvâya çağıran bir sebep, azabı gerektiren şeylerden de alıkoyucu bir mani yapmıştır. Her şeyde kullarına rahmet buyuran, Allah’a ulaştırıcı yolları kendilerine kolaylaştıran, bu yolları izlemeye teşvik eden, nefislerin arzuladığı her bir hususla şevklerini artıran ve kalplerine huzur kazandıran Allah’ın şanı ne yücedir! Yine kendi rızası dışında bir maksatla amelde bulunmaktan alabildiğine sakındıran ve bu gibi amelleri terk etmeye iten sebepleri de anlatan Yüce Allah, bütün kusurlardan münezzehtir.