سیدھے مواد پر جائیں
Tafsir As-Saadi - Turkish · Taa-Haa
سورت 20

Taa-Haa

یہ عربی کے سوا کسی اور زبان میں ایک تفسیر ہے جیسا Quranic Universal Library (QUL، از Tarteel) کے پاس ہے، QUL کے ڈیٹا کی اس کھلی نقل سے لیا گیا جو spa5k/tafsir_api رکھتا ہے۔ QUL کے اندراج میں یہ نہیں بتایا گیا کہ اسے کس نے لکھا یا ترجمہ کیا اور وہ کس چھپے ہوئے ایڈیشن کی پیروی کرتی ہے، اور متن کے لیے کوئی لائسنس بیان نہیں کیا گیا، اس لیے اسے دکھانے کا حق تصدیق شدہ نہیں۔ کسی نے اسے چھپی ہوئی کتاب سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ہر حصہ ان آیات کے ساتھ ہے جن پر وہ تبصرہ کرتا ہے، اور وہ آیات Tanzil کا قرآنی متن ہیں، جیسا وہاں ہے۔ سبیل نے اس میں سے کچھ نہیں لکھا اور نہ اس کا ترجمہ کیا۔

متن ماخوذ ازQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMIT2026-10-21 کو لیا گیا

آیات 90–94

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَـٰرُونُ مِن قَبْلُ يَـٰقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦ ۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحْمَـٰنُ فَٱتَّبِعُونِى وَأَطِيعُوٓا۟ أَمْرِى 90 قَالُوا۟ لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَـٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَىٰ 91 قَالَ يَـٰهَـٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوٓا۟ 92 أَلَّا تَتَّبِعَنِ ۖ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى 93 قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلَا بِرَأْسِىٓ ۖ إِنِّى خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى 94

90- Andolsun ki daha önce Hârûn onlara şöyle demişti:“Ey kavmim, siz bununla ancak sınanıyorsunuz. Gerçek şu ki sizin Rabbiniz, Rahmân’dır. O halde bana uyun ve emrime itaat edin.” 91- Dediler ki:“Mûsâ bize dönünceye kadar biz, ona ibadetten asla ayrılmayacağız.” 92, 93- (Musa, dönünce) dedi ki: “Ey Hârûn! Sana ne engel oldu da onların sapıttıklarını gördüğün vakit ardımdan gelmedin? Yoksa emrime karşı mı geldin?” 94- Dedi ki:“Ey anamın oğlu! Sakalımı, başımı çekiştirme! Ben, ‘İsrailoğulları arasında tefrika çıkardın ve benim sözüme uymadın’ diyeceğinden korktum.”

90-91. Yani onlar, buzağıyı ilâh edinmekte mazur değildiler. Her ne kadar ona ibadet etmek hususunda (acaba ona ibadet edilir mi türünden) bir şüpheye maruz kalsalar da bu gerçeği değiştirmez. Zira Hârûn, onlara bu işi yapmamalarını emretmiş, bunun kendileri için bir sınama aracı olduğunu bildirmiş, gerçek Rablerinin görünen ve görünmeyen her türlü nimeti bağışlayan ve her türlü zararı gideren Rahmân olduğunu, Yüce Allah’ın onlara peygamberine uymalarını ve buzağıya tapmaktan uzak durmalarını emretmiş olduğunu hatırlattığı halde onlar, bunu kabul etmediler. Aksine:“Mûsâ bize dönünceye kadar biz, ona ibadetten asla ayrılmayacağız.” dediler.

92-93. Daha sonra Mûsâ, kardeşi Hârûn’a yönelip onu kınayarak şöyle dedi:“Ey Hârûn! Sana ne engel oldu da onların sapıttıklarını gördüğün vakit ardımdan gelmedin?” Yanıma gelip bana haber verseydin de ben de hemen onların yanına dönseydim. “Yoksa emrime” daha önce sana söylemiş olduğum: “Kavmim içinde yerime geç, ıslah et, fesatçıların yoluna da uyma.”(el-A’raf, 7/142) şeklindeki sözlerime “karşı mı geldin?” Daha sonra Mûsâ, kardeşi Hârûn’un başını ve sakalını yakalayarak öfke ve sitem ile kendisine doğru çekmeye koyuldu.

94. Bunun üzerine Hârûn, şöyle dedi:“Ey anamın oğlu” O, Mûsâ’nın anne-baba bir kardeşi olduğu halde kalbini yumuşatmak gayesiyle böyle demişti, “Sakalımı, başımı çekiştirme! Ben ‘İsrailoğulları arasında tefrika çıkardın ve benim sözüme uymadın’, diyeceğinden korktum.” Çünkü sen, bana aralarında yokken senin yerime geçmeni emrettin. Eğer senin ardından gelecek olsaydım, senin bana vermiş olduğun bu emri terk etmiş olurdum. O nedenle senin beni kınayacağından korktum. Ayrıca bana, onları başsız ve halifesiz bırakıp gittiğim için “İsrailoğulları arasında tefrika çıkardın” diyeceğinden çekindim. Çünkü aralarında onları gözetecek, onlara halifelik edecek bir kimse olmaması, onların tefrikaya düşmelerine ve onların birliklerinin dağılmasına sebep olurdu. O halde sen beni zalimler topluluğu ile bir tutma ve düşmanların, halimize sevinmelerine sebep olacak bir iş yapma. Mûsâ, kardeşine yaptıklarından -böyle bir şeyi hak etmediğini anladığı için- pişman oldu ve:“Dedi ki: Rabbim, beni de kardeşimi de bağışla. Bizi rahmetine al. Sen rahmet edenlerin en merhametli olanısın.”(el-A’raf, 7/151)

Daha sonra Sâmirî’ye dönerek şunları söyledi: