سیدھے مواد پر جائیں
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Kahf
سورت 18

Al-Kahf

یہ عربی کے سوا کسی اور زبان میں ایک تفسیر ہے جیسا Quranic Universal Library (QUL، از Tarteel) کے پاس ہے، QUL کے ڈیٹا کی اس کھلی نقل سے لیا گیا جو spa5k/tafsir_api رکھتا ہے۔ QUL کے اندراج میں یہ نہیں بتایا گیا کہ اسے کس نے لکھا یا ترجمہ کیا اور وہ کس چھپے ہوئے ایڈیشن کی پیروی کرتی ہے، اور متن کے لیے کوئی لائسنس بیان نہیں کیا گیا، اس لیے اسے دکھانے کا حق تصدیق شدہ نہیں۔ کسی نے اسے چھپی ہوئی کتاب سے نہیں ملایا اور کسی عالم نے اس کا جائزہ نہیں لیا۔ ہر حصہ ان آیات کے ساتھ ہے جن پر وہ تبصرہ کرتا ہے، اور وہ آیات Tanzil کا قرآنی متن ہیں، جیسا وہاں ہے۔ سبیل نے اس میں سے کچھ نہیں لکھا اور نہ اس کا ترجمہ کیا۔

متن ماخوذ ازQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMIT2026-10-21 کو لیا گیا

آیات 17–18

وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍ مِّنْهُ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ ۗ مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيًّا مُّرْشِدًا 17 وَتَحْسَبُهُمْ أَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ ۚ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَذَاتَ ٱلشِّمَالِ ۖ وَكَلْبُهُم بَـٰسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِٱلْوَصِيدِ ۚ لَوِ ٱطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا 18

17- (Orada olsaydın şunu) görürdün: Güneş, doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafa yönelmekte, battığında da sol taraftan onları teğet geçmektedir. Onlar da mağaranın genişçe bir yerindedirler. İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah kimi hidâyete erdirirse işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa artık onun için doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. 18- Uyudukları halde sen, onları uyanık sanırdın. Biz, onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de girişte ön ayaklarını uzatmış duruyordu. Eğer (bu halde) onları görseydin, mutlaka arkanı dönüp onlardan kaçardın ve hiç şüphesiz onlardan dolayı için korkuyla dolardı.

17. Yani Yüce Allah, onları güneşten koruyordu. Onlara öyle bir mağara nasip etmişti ki güneş, doğduğunda mağaranın sağ tarafına yönelir, battığında da mağaranın sol tarafına yönelirdi. Böylelikle güneşin sıcaklığı onlara ulaşmaz ve bundan dolayı da bedenleri bozulmazdı. “Onlar da mağaranın genişçe bir yerindedirler.” Bu ise hava ve hafif rüzgârlar kendilerine ulaşsın, dar yerde ve boğuk hava içinde, özellikle de uzun süre kalmakla herhangi bir sıkıntı görmesinler diyedir. Bu da hiç şüphesiz Yüce Allah’ın kudretine ve rahmetine delil olan “âyetlerindendir.” Allah’ın onların dualarını kabul ettiğini, onları bu gibi hususlarda dahi hidâyete ilettiğini göstermektedir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah kimi hidâyete erdirirse işte doğru yolu bulan odur.” Yani Allah iletmedikçe hidâyete yol bulmanın imkânı yoktur. Dünya ve âhiretin iyiliklerine ileten ve bunları gösteren yalnızca O’dur. “Kimi de saptırırsa artık onun için doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.” Onun iyiliğine olan hususlara iletmek üzere işlerini çekip çeviren, bunları üstlenen, hayra ve felâha onu yönelten hiçbir kimse bulamazsın. Çünkü Yüce Allah, onun hakkında dalalet hükmünü vermiştir. Hiç kimse O’nun hükmünü geri çeviremez.

18. “Uyudukları halde sen onları uyanık sanırdın.” Ey onlara bakan kişi, sen onları uyanıkmış gibi sansan da gerçekte onlar uykudadırlar. Müfessirler derler ki: Buna sebep, gözlerinin bozulmasın diye açık bırakılmış olmasıdır. Bu nedenle onlara bakan kişi uykuda oldukları halde onları uyanık sanırdı. “Biz onları sağa sola çeviriyorduk.” Bu da Allah'ın onların bedenlerini korumasına dahildir. Çünkü kendisine bitişik olan cisimleri yiyip çürütmesi, toprağın tabiatındandır. O nedenle Yüce Allah’ın takdiri, yer vücutlarını bozmayacak şekilde onları sağ ve sol yanlarına çevirmesi şeklinde tecelli etti. Yüce Allah, onları sağ ve sollarına çevirtmeksizin dahi yere karşı korumaya kadirdir. Ancak O, hikmeti sonsuz olandır. Kainattaki kanununun cereyan etmesini ve sebepleri sonuçlara bağlamayı murad etmiştir. “Köpekleri de girişte ön ayaklarını uzatmış duruyordu.” Yani ashab-ı kehf ile bulunan köpek de onları koruduğu esnada onlar gibi uykuya dalmıştı. O, mağaranın kapısında yahut orta düzlüğünde bir yerde ön ayaklarını uzatıp uyumuştu. Yüce Allah, onları bu şekilde yerin zarar vermesinden korumuştu. İnsanlara karşı onları korumasına gelince Allah, onlara vermiş olduğu korkunç manzara ile onları korumuş olduğunu haber vermektedir. Bir kimse, onları görecek olsaydı kalbi hiç şüphesiz korku ile dolar ve gerisin geri kaçarak onlardan uzaklaşırdı. İşte bu kadar uzun süre şehire oldukça yakın olmalarına rağmen kimse onları bulmaksızın bu şekilde kalmalarını sağlayan da bu olmuştur. Şehire yakınlıklarının delili ise uyandıkları vakit aralarından birisini şehirden kendilerine yiyecek almak üzere göndermiş olmaları ve onu beklemek üzere yerlerinde kalmış olmalarıdır. Bu, onların şehire oldukça yakın olduklarının delilidir.