Ruka hadi kwenye maudhui
Tafsir As-Saadi - Turkish · An-Nisaa
Sura ya 4

An-Nisaa

Hii ni tafsiri kwa lugha isiyo Kiarabu kama ilivyo katika Quranic Universal Library (QUL, ya Tarteel), iliyochukuliwa kupitia nakala huria ya data ya QUL inayohifadhiwa na spa5k/tafsir_api. Rekodi ya QUL haisemi ni nani aliyeiandika au kuitafsiri kwa lugha nyingine wala inafuata toleo gani lililochapishwa, na haitaji leseni kwa matini hiyo, kwa hiyo haki ya kuionyesha haijathibitishwa. Hakuna aliyeilinganisha na kitabu kilichochapishwa, na hakuna mwanazuoni aliyeihakiki. Kila kifungu kipo kando ya aya inazozifafanua, ambazo ni matini ya Qur’ani ya Tanzil, inavyoonekana huko. Sabīl haikuandika wala kutafsiri kwa lugha nyingine chochote kati yake.

Maandishi kutokaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITilichukuliwa 2026-10-21

Aya 17–18

إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَـٰلَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا 17 وَلَيْسَتِ ٱلتَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ إِنِّى تُبْتُ ٱلْـَٔـٰنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا 18

17- Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak kötülüğü cehaletle yapıp sonra da çarçabuk tevbe eden kimselerinkidir. İşte Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir 18- Yoksa kötülükleri işleyip de nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında:“Ben, şimdi tevbe ettim” diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbesi (geçerli) değildir. İşte biz onlar için çok acıklı bir azap hazırlamışızdır.

17-18. Allah’ın kullarının tevbesini kabul etmesi iki türlüdür: Birisi kullarını tevbe etmeye muvaffak kılması, diğeri ise kulunun tevbe etmesinden sonra o tevbeyi kabul etmesidir. Şanı Yüce Allah burada, bir lütfu ve cömertliği olarak kabul etmeyi üzerine bir hak olarak takdir ettiği tevbenin mahiyetini bize haber vermektedir. Bu tevbe “kötülüğü” yâni günahları “cehaletle” işleyenlerin tevbesidir. Günahın cehaletle işlenmesi, kişinin o günahın âkıbetini, Allah’ın gazap ve cezasını gerektirdiğini; ayrıca Allah’ın kendisini görüp gözettiğini ve sonunda bu günahın imanını eksilteceğini ya da yok edeceğini bilmemesidir. Bu itibarla günah işleyen herkes -o günahın haram olduğunu bilse dahi- cahildir. Hatta onun haram olduğunun bilinmesi cezayı gerektiren bir günah sayılması için şarttır. “Sonra da çarçabuk tevbe eden kimseler” buyruğunun şu anlamda olma ihtimali vardır: Ölümü görmeden önce tevbe eden kimseler... İşte Yüce Allah kul kesin olarak öleceğini ve azap göreceğini anlamadan önce tevbe edecek olursa tevbesini kabul eder. Ölüm halinde ise isyankârların tevbeleri de kâfirlerin dönüşleri de kabul olunmaz. Nitekim Yüce Allah Firavun hakkında şöyle buyurmaktadır:“Nihâyet boğulacağı anda şöyle dedi: İsrailoğullarının iman ettiğinden başka bir ilâhın olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım.”(Yunus, 10/90) Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlar bizim azabımızı gördüklerinde: Bir olarak Allah’a inandık, O’na eş tutmakta olduğumuz şeyleri de inkâr ettik, dediler. Ama bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi. Bu Allah’ın kulları hakkında geçerli olagelen sünneti/kanunudur.”(el-Mümin, 40/85) Burada da şöyle buyurmaktadır: “Yoksa kötülükleri işleyip de” yâni küfrün dışındaki günahları işlemeye devam edip “nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: Ben şimdi tevbe ettim diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbesi (geçerli) değildir. İşte biz onlar için çok acıklı bir azap hazırlamışızdır.” Çünkü böyle bir durumda yapılan tevbe, zoraki bir tevbedir. Bu tevbenin de sahibine hiçbir faydası yoktur. Zira ancak gönülden yapılan tevbe fayda verir. Yüce Allah’ın:“Sonra da çarçabuk tevbe eden” ifadesinin şu anlama gelme ihtimali de vardır: Tevbe etmeyi gerektiren günahı işlemelerinden kısa bir süre sonra tevbe edenlerinki... Bu durumda anlam şöyle olur: Bir kimse günahı işledikten itibaren elini çabuk tutarak o işten vazgeçmeyi kararlaştırıp Yüce Allah’a döner ve bundan dolayı pişman olursa, şüphe yok ki Allah onun tevbesini kabul eder. Bu ise günahını sürdürüp devam ettiren, kusurları üzere ısrar eden kimsenin durumundan farklıdır. Böyle bir kimsenin işlediği bu günahlar sonunda kendisinde kalıcı birer nitelik halini alır ve artık onun tam anlamıyla tevbe etmesi çok zor olur. Çoğunlukla da tevbe etmeye muvaffak kılınmaz ve tevbenin sebepleri ona kolaylaştırılmaz. Tıpkı bile bile kötülük işleyen ve Allah’ın kendisini görmesine aldırış etmeyen kimsenin kötülük işlemesi gibi. Böyle bir kimse kendi yüzüne karşı rahmet kapılarını kapatmış olur. Evet, Yüce Allah, kasten ve kesin bilgisine rağmen günahlar üzere ısrar edip duran kulunu, geçmiş bütün günahlarını ve suçlarını kendisi sebebi ile sileceği faydalı bir tevbeye muvaffak kılması mümkündür. Fakat bu ilâhi rahmet ve tevfik böyle olmayan kişiye daha yakındır. Bundan dolayı bir önceki âyet-i kerime:“Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir” diye sona ermektedir. Şanı Yüce Allah kimin samimi olarak tevbe ettiğini ve kimin tevbesinin de sahte olduğunu çok iyi bilir. O bakımdan herkese hikmetine uygun olarak hak ettiği şekilde karşılık verir. Yine hikmet ve rahmetinin tevbeye muvaffak kılınmasını gerektirdiği kimseyi tevbeye muvaffak kılması da hikmetinin bir parçasıdır. Hikmet ve adaletinin tevbeye muvaffak kılmamayı gerektirdiği kimseyi de böyle bir muvaffakiyetten mahrum bırakır.