Ruka hadi kwenye maudhui
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Israa
Sura ya 17

Al-Israa

Hii ni tafsiri kwa lugha isiyo Kiarabu kama ilivyo katika Quranic Universal Library (QUL, ya Tarteel), iliyochukuliwa kupitia nakala huria ya data ya QUL inayohifadhiwa na spa5k/tafsir_api. Rekodi ya QUL haisemi ni nani aliyeiandika au kuitafsiri kwa lugha nyingine wala inafuata toleo gani lililochapishwa, na haitaji leseni kwa matini hiyo, kwa hiyo haki ya kuionyesha haijathibitishwa. Hakuna aliyeilinganisha na kitabu kilichochapishwa, na hakuna mwanazuoni aliyeihakiki. Kila kifungu kipo kando ya aya inazozifafanua, ambazo ni matini ya Qur’ani ya Tanzil, inavyoonekana huko. Sabīl haikuandika wala kutafsiri kwa lugha nyingine chochote kati yake.

Maandishi kutokaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITilichukuliwa 2026-10-21

Aya 18–21

مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصْلَىٰهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا 18 وَمَنْ أَرَادَ ٱلْـَٔاخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا 19 كُلًّا نُّمِدُّ هَـٰٓؤُلَآءِ وَهَـٰٓؤُلَآءِ مِنْ عَطَآءِ رَبِّكَ ۚ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا 20 ٱنظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ وَلَلْـَٔاخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَـٰتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلًا 21

18- Her kim acele/peşin olan (dünya nimetlerini) isterse biz de ona orada dilediğimiz kadarını istediğimiz kimseye acele/peşin olarak veririz. Sonra da cehennemi ona konak yaparız, o da kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer. 19- Her kim de âhireti ister ve onun için mü’min olarak gereği gibi çalışırsa işte onların çalışmaları karşılığını bulacaktır. 20- (Bu iki gruptan) her birine, hem onlara hem de bunlara (dünyada) Rabbinin ihsanından veririz. Zira Rabbinin ihsanı (dünyada hiç kimseye) kısıtlı değildir. 21- Onların kimini kiminden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Elbette âhiret, hem dereceleri itibari ile daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.

18. Yüce Allah, bize şunu haber vermektedir:“Her kim acele/peşin olanı” yani yok olacak, geçip gidecek olan dünyayı “isterse” ve onun için çalışıp çabalar da geldiği yeri yahut varacağı sonu unutursa Yüce Allah, bu dünyanın değersiz ve fani nimetlerinden kendi dilediğini -Levh-i Mahfuz’da onun için yazıp takdir etmiş olduğu kadarıyla- ona acele tarafından hemen verir. Ancak bu, faydası ve devamlılığı olmayan fani bir nimettir. Daha sonra ise âhirette “cehennemi ona konak” yapar. “o da kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.” Yani rezil ve rüsvay olarak, hem Allah tarafından hem kulları tarafından yerilmiş ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş bir halde oraya girip azaba duçar olur. Böylelikle hem azaba uğrayacak, hem de rezil ve rüsvay olacaktır.

19. “Her kim de âhireti ister” ona razı olur ve onu dünya hayatına tercih eder “ve onun için” Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlere ve âhiret gününe inanan bir “mü’min olarak gereği gibi” yani semavî kitapların ve nebevî buyrukların yönlendirdiği şekilde “çalışırsa”; imkânı ölçüsünde bu yolda amel ederse “işte onların çalışmaları karşılığını bulacaktır.” Yani kabul edilecek ve onlar için ecir ve mükâfatları Rableri katında saklanacaktır. Bununla birlikte dünya hayatındaki paylarından da mahrum kalmayacaklardır. Çünkü:

20. Yüce Allah, bu iki grubun her birine de dünyadan nasibini verir. Zira onun bağış ve ihsanı “kısıtlı” kimseden engellenmiş “değildir.” Aksine bütün yaratılmışlar, O’nun lütuf ve ihsanından yararlanmaktadırlar.

21. “Onların kimini kiminden” dünya hayatında bol yahut az rızık vermekle, zorluk ve kolaylıkla, ilim ve bilgisizlikle, akıl ve akılsızlıkla vb. gibi Yüce Allah’ın kendisiyle kullarından kimini kimine üstün kıldığı şeylerle “nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Elbette âhiret hem dereceleri itibari ile daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.” Dünya nimet ve lezzetleri ile âhiretinkiler hiçbir bakımdan kıyas kabul etmez. Cennetteki yüksek köşkler, çeşit çeşit lezzetler, sevinçler ve pek çok hayırlara kavuşanlarla cehenneme giden, orada can yakıcı uğratılan ve Rahîm olan Rabbin gazabına maruz kalanların hali arasında o kadar büyük fark vardır ki! Her iki yurdun ehli arasındaki büyük farklılıkların hiç kimse tarafından nitelendirilmesi mümkün değildir.