Yusuf
Hii ni tafsiri kwa lugha isiyo Kiarabu kama ilivyo katika Quranic Universal Library (QUL, ya Tarteel), iliyochukuliwa kupitia nakala huria ya data ya QUL inayohifadhiwa na spa5k/tafsir_api. Rekodi ya QUL haisemi ni nani aliyeiandika au kuitafsiri kwa lugha nyingine wala inafuata toleo gani lililochapishwa, na haitaji leseni kwa matini hiyo, kwa hiyo haki ya kuionyesha haijathibitishwa. Hakuna aliyeilinganisha na kitabu kilichochapishwa, na hakuna mwanazuoni aliyeihakiki. Kila kifungu kipo kando ya aya inazozifafanua, ambazo ni matini ya Qur’ani ya Tanzil, inavyoonekana huko. Sabīl haikuandika wala kutafsiri kwa lugha nyingine chochote kati yake.
Maandishi kutokaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITilichukuliwa 2026-10-21
قُلْ هَـٰذِهِۦ سَبِيلِىٓ أَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِى ۖ وَسُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ 108 وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰٓ ۗ أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۗ وَلَدَارُ ٱلْـَٔاخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ 109
108- De ki:“İşte bu, benim yolumdur. Ben basiret üzere Allah’a davet ederim. Ben de bana uyanlar da. Allah’ı tenzih ederim. Ben müşriklerden de değilim.” 109- Senden önce (peygamber olarak) gönderdiklerimiz de şehir halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerden başkası değildi. Hiç yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin nasıl bir âkıbete uğradığına bakmadılar mı? Âhiret yurdu takva sahipleri için elbette daha hayırlıdır. Siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?
108. Yüce Allah peygamberi Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem hitaben şöyle buyurmaktadır: İnsanlara “de ki: İşte bu, benim yolumdur.” Benim kendisine davet ettiğim yol işte budur. Bu, Allah’a, O’nun lütuf ve ihsan yurduna ulaştıran, hakkı bilip gereğince amel etmeyi, onu başkalarına tercih etmeyi, dini yalnızca Allah’a, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın, halis kılmayı içeren bir yoldur. “Ben basiret üzere Allah’a davet ederim.” İnsanları, Rablerine ulaşmaya teşvik ediyorum. Onları bundan uzaklaştıracak şeylerden de sakındırıyorum. Bununla birlikte ben, dinimden yana bir basiret üzereyim. Yani bu konuda herhangi bir şüphe ve tereddüt olmaksızın kesin bir bilgiye sahibim. “Ben de” böyleyim “bana uyanlar da.” Ben basiret üzere davet ettiğim gibi onlar da basiret üzere Allah’ın yoluna davet ederler. “Allah’ı” O’nun celâline yakışmadığı yahut da kemaline aykırı düştüğü halde O’na nispet edilen her şeyden “tenzih ederim. Ben” hiçbir amelimde şirk koşan “müşriklerden değilim.” Aksine dini yalnızca O’na halis kılarak ibadet ederim. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
109. “Senden önce (peygamber olarak) gönderdiklerimiz de şehir halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerden başkası değildi.” Yani biz senden önce peygamber olarak melekleri göndermediğimiz gibi insan dışında değişik varlıkları da göndermedik. O halde senin kavmin ne diye senin peygamberliğini garip karşılıyor ve senin kendilerinden üstün bir tarafının olmadığı iddiasında bulunuyor? Hiç şüphesiz bu konuda senden önceki peygamberler senin için güzel bir örnektir. Bunlar “şehir halkından” idiler, çölde yaşayanlardan değildiler. Aksine onlar, akılları daha olgun, görüşleri daha sağlıklı şehir ahalisindendiler. Bu da onların durumları açık seçik bir şekilde ortaya çıksın ve halleri belirgin bir şekilde anlaşılsın diyedir. Bunlar, madem senin sözlerini doğrulamıyorlar o zaman “hiç yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin nasıl bir âkıbete uğradığına” yalanlamaları sebebi ile Allah’ın onları nasıl helak ettiğine “bakmadılar mı?” O halde siz de onların yaptıklarını yapmaktan sakının. Yoksa onlara isabet eden size de isabet edecektir. “Âhiret yurdu” yani cennet ve içindeki ebedî nimetler, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak sureti ile takvalı hareket eden “takva sahipleri için elbette daha hayırlıdır.” Çünkü dünya nimetleri insanın hevesini kursağında bırakır, eksiktir ve tükenir. Âhiret nimeti ise tam ve kâmildir. Ebediyyen son bulmaz. Aksine kesintisiz bir artış içerisindedir, süreklidir. O “ardı arkası kesilmeyen bir bağıştır.”(Hûd, 11/108)“Siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?” Hayırlı ve üstün olanı, daha aşağı ve değersiz olana tercih etmenizi sağlayacak akıllarınız yok mu?