TEFEKKÜR
Tafsiri hii ni ya mtafsiri wake, si ya Sabīl. Inaonyeshwa kama chanzo chake kinavyoitoa, kama matini ya pekee chini ya kila kitabu kwa vichwa vya mtafsiri mwenyewe: haisimami mstari kwa mstari kando ya Kiarabu, na inabeba kasoro za nakala iliyosomwa. Sabīl haijaihakiki dhidi ya Kiarabu, na hakuna mwanazuoni aliyeipitia.
Imetafsiriwa na Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînImesomwa kutoka islamilimleri.comilichukuliwa 2026-10-21
Chanzo kinasema hivi kuihusu: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
1. Giriş
Hamd o Allah'a mahsustur ki zâhir ve bâtın herşeyi mağlup etmiş, izzetine herhangi bir yön ve cihet kılmamış, vehim ayaklarının ve anlayış oklarının azametine varacak bir yol bırakmamıştır. Bununla beraber talihlerin kalplerini azametinin sahrasında şaşkın ve hayran bırakmıştır. Ne zaman ki bu kalpler, hedeflerini elde etmek için kıpırdanırlarsa, celâlinin ışınları onları cebren geriye püskürtür. Ne zaman ki bu kalpler, ümitsiz olarak dönmek isterlerse, cemâlinin çadırlarından 'Sabrediniz, sabrediniz' diye çağrılırlar. Sonra o kalplere denilir ki: 'Kulluğun zilletinde tefekkürü gezdirin; zira eğer rubûbiyyetin celâli hakkında düşünürseniz onu takdir edemezsiniz.
Eğer tefekkürün ötesinde sıfatından birşey talep ederseniz, Allah'ın nimetlerine bakın! Nasıl arka arkaya üzerinize akmakta, biri diğerinin arkasından görülmektedir. O nimetlerin her biri için yeni bir zikir ve şükür yap! Mukadderatın denizleri hakkında düşün! Alemler üzerinde hayır, şer, fayda, zarar, zorluk, kolaylık, zafer, hüsran, cebr, kırmak, dürmek, yaymak, îman, küfür, irfan ve inkâr bakımından nasıl aktıklarını iyi düşün!
Eğer ilâhî fiillerdeki tefekkürü geçip zât (Allah) hakkında tefekküre dalarsan, muhakkak ki çetin bir işe girmiş olursun. Nefsini beşer takatinin üstünde olan bir şeye sevketmekle tehlikeye atmış olursun. Muhakkak ki akıllar onun nûrunun yanında hayrete düşmüş, zorunlu ve mecbur olarak gerisin geriye dönmüştür.
Salât, Âdem oğullarının efendisi olan Hazret-i Muhammed'in (aleyhisselâm) üzerine olsun ki Âdem evladının efendisi olmasını, böbürlenmeye vesile yapmamıştır. Onun üzerine öyle bir salât olsun ki bizler için o salât, kıyâmet meydanında azık ve kurtuluş vesilesi olarak (amel defterimizde sabit kalsın) ! Onun âl ve ashâbının üzerine de olsun! O âl ve ashâb ki onların her biri dinin semasında bir dolunay ve müslüman cemaatleri arasında önder olmuşlardır. Yârab! Onlara çokça selâm et! Hadîste 'Bir saat tefekkür, bir senelik ibadetten daha hayırlıdır' buyurulmuştur. Allahü teâlâ kitabında (Kur'ân'da) tefekkür etmeye ye ibret almaya teşvik etmiştir. Tefekkürün nûrların anahtarı, basiretin başlangıcı, ilimlerin ağı, marifet ve anlayışların tuzağı olduğu açıktır. İnsanların çoğu tefekkürün fazilet ve derecesini anladılar. Fakat onun hakîkatini, meyvesini, kaynağını, varacağı noktayı, yolunu ve keyfiyetini ve nasıl tefekkür edileceğini anlayamadılar. Nerede ve niçin tefekkür edilir, tefekkürden ne kastediliyor? Acaba tefekkür zati için mi kastediliyor? Veya tefekkürden elde edilen bir meyve için mi kastediliyor? Eğer bir meyve için ise, acaba o meyve nedir? Acaba meyvesi ilim midir veya hâl midir? Veya her ikisinin birleşmesinden meydana gelen bir şey midir? Bütün bunların keşfi mühimdir. Eğer Allah dilerse biz önce tefekkürün faziletini, sonra hakîkat ve meyvesini zikredeceğiz. Sonra tefekkürün yollarını zikredeceğiz.
39-1 2. Tefekkür'ün Fazileti
Allahü teâlâ, aziz kitabının birçok yerinde tefekkürü emretmiş ve tefekkür edenleri övmüştür. Onlar ayakta iken otururken ve yatarken (daima) Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler: 'Ey rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın!' (Âl-i İmrân/191)
İbn-i Abbâs şöyle demiştir: Bir grup, Allah'ın zatı hakkında tefekkür'e daldılar.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle dedi:
Allah'ın mahlukları hakkında düşünün. O'nun zatı hakkında düşünmeyiniz. Çünkü sizler Allahü teâlâ'yı gereği gibi takdir edemezsin. 1
Hazret-i Peygamber bir gün tefekküre dalan bir grubun yanına vardı ve şöyle dedi:
- Neden konuşmuyorsunuz?
- Biz Allah'ın mahlukâtı hakkında düşünüyoruz!
- İşte böyle yapın! Allah'ın mahlûkları hakkında düşünün! O'nun zaı hakkında düşünmeyin; zira şu batı kısmında bir beyaz arazi vardır. Onun nûru beyazdır. Onun beyazı nûrludur. Onun nûrunun beyazlığı kırk günlük bir mesafe kadardır. Orada Allah'ın mahluklarından bir kısım vardır ki göz kırpacak kadar bir zaman bile Allah'a isyan etmemişlerdir.
- Şeytanın onlardan haberi yok mudur?
- Onlar Âdem'in yaratılıp yaratılmadığını bile bilmezler!
- Onlar Âdem'in evlatlarından mı?
- Onlar bilmezler ki Âdem yaratıldı mı veya yaratılmadı mı?
Atâ'dan şöyle rivâyet ediliyor: "Bir gün ben ve Ubeyd. b. Umeyr, Hazret-i Âişe'nin yanına gittik. Aramızda gerilmiş perde olduğu halde bizimle konuşarak şöyle dedi: 'Ey Ubeyd! Neden bizim ziyaretimize geliniyorsun?' Ubeyd 'Ziyaretinizden (sık sık) beni meneden, Hazret-i Peygamberi'n şu hadîs-i şerîfi'dir: Aralıklı ziyaret yap ki sevgin artsın!
Bu esnada İbn Umeyr 'Ey Âişe! Hazret-i Peygamber'den görmüş olduğun en garip şeyi bize haber verir misin?) ' dedi.
Hazret-i Âişe bu suâl karşısında ağladı ve şöyle dedi: 'Hazret-i Peygamber'in herşeyi garipti. Bir gece bana teni tenime dokununcaya kadar yaklaştı, sonra şöyle dedi: 'Beni bırak! Allah'a kulluk yapayım!' Bunun üzerine su kırbasına varıp abdest aldı. Sonra durup namaz kıldı. Elbisesi ıslanıncaya kadar ağladı. Sonra secdeye varıp yeri ıslatıncaya kadar ağladı. Sonra yanı üzerine uzandı. Tâ ki Bilâl gelip sabah ezanını okudu ve 'Allah senin geçmiş ve gelecek kusurlarını affettiği halde seni ağlatan nedir?' deyinceye kadar bu durumda kaldı. Sonra Bilâl'e şöyle hitap etti: 'Rahmet olasıca, ey Bilâl! Beni ağlamaktan meneden nedir? Allahü teâlâ bu gece bana şu âyeti indirdi:
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır. (Âl-i İmrân/190)
Sonra şöyle dedi: 'Azap o kimseye olsun ki bu âyeti okur, fakat mânâsını düşünmez!'
Evzaî'ye 'Gökler ve yer, gece ve gündüzün birbirini takip etmesi hususundaki tefekkür'ün gayesi nedir?' diye soruldu. Evzaî cevap olarak 'Bu ayetleri okuyup ayetlerde bahsedilen şeyleri düşünmektir' dedi.
Muhammed b. Vâsi'den şöyle rivâyet ediliyor: Basra'lı bir kişi Ebû Zer Gıfâri'nin ölümünden sonra, hanımı Ümmü Zer'in yanına gidip Ebû Zer'in ibadetini sordu. Hanımı dedi ki: 'Ebû Zer bütün gün evin bir köşesinde oturur, düşünürdü!'
Hasan-ı Basrî'den şöyle rivâyet ediliyor: 'Tefekkür, sana sevap ve günahlarını gösteren bir aynadır'.
İbrahim b Edhem'e 'Sen uzun uzun düşünüyorsun, (bunun sebebi nedir?) ' diye soruldu. İbrahim şöyle dedi: 'Tefekkür aklın iliğidir!
Süfyân b. Uyeyne çoğu kez şu şiiri okurdu: 'Kişinin tefekkürü oldu mu her şeyde onun için ibret vardır'.
Tâvus'tan şöyle rivâyet edildi: Havariler Hazret-i Îsa'ya 'Ey Allah'tan gelen ruh! Bugün yeryüzünde senin gibi bir kimse var mı?' dediler. Îsa (aleyhisselâm) 'Evet! Kimin konuşması zikir, susması tefekkür, bakması ibret ise, o benim gibidir!' dedi.
Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: 'Kimin konuşması hikmet değilse onun konuşması boştur! Kim susuşu tefekkür değilse, onun susuşu unutkanlıktır. Kimin susması ibret değilse, onun bakışı fuzûliliktir'. Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. (A'râf/146)
Bu ayetin mânâsı hakkında şöyle denmiştir: 'Onların kalplerini emrimi düşünmekten menedeceğim!'
Ebû Said el-Hudrî Hazret-i Peygamber'in (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivâyet ediyor:
- Gözlerinize, ibadetten olan nasiplerini verin!
- Gözlerin ibadetten olan nasipleri nedir?
- Kur'ân'a bakmak, Kur'ân üzerinde düşünmek, Kur'ân'ın acaiplerinden ibret (almak) tır. 2
Mekke-i Mükerreme'nin yakınında, çölde yaşayan saliha bir kadından şöyle rivâyet ediliyor: 'Eğer muttakîlerin kalpleri, tefekkürle kendileri için gayb perdelerinden hazırlanan âhiret sevabını mütalaa etseydi, onlar için dünyada yaşamak neşeli olmazdı. Gözleri dünyada hiçbir zaman yaşsız kalmazdı'. Lokmân tek başına uzun uzadıya otururdu. Kölesi onun yanından geçer ve 'Ey Lokmân! Sen tek başına, uzun zaman, oturuyorsun! Eğer insanlarla beraber otursaydın senin için daha iyi olurdu!' derdi. Buna karşılık Lokmân 'Tek başına uzun zaman oturmak tefekkürün gelişmesine yardım eder. Uzun düşünmek ise, cennet yolunun delilidir! ' derdi.
Vehb b. Münebbih şöyle demiştir: 'Bir şahsın tefekkürü uzadıkça, o bilgin olur! Bir şahıs bilgin oldukça daha fazla amel eder!'
Ömer b. Abdülazîz şöyle demiştir: 'Allah'ın nimetleri hakkında düşünmek, ibadetlerin en üstünüdür!'
Abdullah b. Mübarek bir gün Sehl b. Ali'yi düşünürken görünce şöyle demiştir: 'Nereye vardın?' Cevap: Köprüye!
Bişr şöyle demiştir: 'Eğer insanlar Allah'ın azameti hakkında düşünseydi, Allah'a asla isyan etmezlerdi'.
Maandishi kutokaOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472ilichukuliwa 2026-10-21
Hii ni matini ya Kiarabu ya Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn ya al-Ghazālī kama ilivyo katika mkusanyo wa OpenITI, kutoka nakala ya Shamela ya chapa ya Dār al-Maʿrifa. Hakuna aliyeilinganisha na kitabu kilichochapishwa wala hati ya mkono, na hakuna mwanazuoni aliyeipitia. Mkusanyo huo unasema kuwa katika kurasa kadhaa sehemu ya matini imekosekana na kwamba tanbihi za mhariri zimechanganyika na matini; vyote vinaonyeshwa kama vilivyo. Kurasa za chapa zimewekewa alama pale zinapoishia. Tafsiri ni za watafsiri wake; kila moja imesomwa kutoka nakala iliyotajwa pamoja nayo na inaonyeshwa kama matini ya pekee chini ya kila kitabu, kwa vichwa vyake yenyewe: hakuna iliyowekwa mstari kwa mstari kando ya Kiarabu, Kiingereza cha Karim kinafupisha kitabu kama mtafsiri wake asemavyo, na kila moja inabeba kasoro za nakala iliyosomwa. Sabīl haijatafsiri chochote, haijaihakiki tafsiri yoyote dhidi ya Kiarabu, na hakuna mwanazuoni aliyeipitia yoyote.