ÜLFET, KARDEŞLİK VE SOHBET
This translation is its translator’s, not Sabīl’s. It is shown as its source gives it, as a text of its own under each book with the translator’s own headings: it does not stand line for line beside the Arabic, and it keeps the faults of the copy it was read from. Sabīl has not checked it against the Arabic, and no scholar has reviewed it.
Translated by Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînRead from islamilimleri.comtaken 2026-10-21
What the source says of it: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.
Giriş
Hamd, kullarının seçkinlerini fazilet ve ihsanıyla özel iltifatlarına mazhar kılan Allah'a mahsustur. O Allah ki, o kullarının kalpleri arasında ülfet meydana getirmiş, onlar da o sayede onun nimetiyle kardeş olmuşlardır. Onların kalplerinden kin ve nefreti söküp atmış, böylece onlar dünyada dost ve sırdaş olmuşlardır. Âhirette de refik ve dost olacaklardır.
Hazret-i Muhammed Mustafa'ya, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun! O ashâb ki, Hazret-i Muhammed'e tâbi olmuş, fiil, adalet ve ihsanda onun yolunu takip etmişlerdir.
Allah için sevmek ve Allah'ın dininde kardeş olmak ibadetle rin en faziletlilerindendir. Âdetleri yerine getirmek de, itaat ve iba detlerden istifade edilenin en latif ve zarifidir. Bu sevişmenin bir takım şartları vardır. İnsanoğlu ancak o şartlara riayet ederek sevişir, Allah yolunda birbirlerini sevenlerin zümresine katılırlar. Yine bu birbirini sevmede birtakım haklar vardır. Kardeşlik, onları gözetmekle, bulanıklıkların şüphesinden ve şeytanın vesveselerinden kurtulur. Bu nedenle bu kardeşliğin haklarını yerine getirmekle insanoğlu Allah'a yakınlaşır. Şimdi o hakları göreceğiz.
Birinci Bölüm: Dostluğun ve kardeşliğin fazileti, şartları, dere celeri ve faydaları İkinci Bölüm: Sohbetin hakları, âdâbı, hakikati ve gerekleri Üçüncü Bölüm: Müslümanın, mahremin, komşunun, mal ve mülkiyetin hakları ve bu kimselerle nasıl muâşeret edileceği
15-1 Ülfet ve Kardeşliğin Fazileti, Şartları, Dereceleri ve
Ülfet ve Kardeşliğin Fazileti
Ülfet güzel ahlâkın meyvesidir. Ayrılık ise kötü ahlâkın (acı) meyvesidir. O halde, güzel ahlâk, sevişme, anlaşma ve birleşmeyi gerektirir. Kötü ahlâkın bozuşma, itişme ve kakışmayı gerektirdiği gibi. . .
Ne zaman ki, kök güzel ise meyvesi de güzel ve tatlı olur. Güzel ahlâkın dindeki fazileti, gizli birşey değildir. Allahü teâlâ'ın, rasûlüne övgü olarak gösterdiği ahlâk, güzel ahlâktır.
Gerçekten sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Kalem/4)
Hazret-i Peygamber şöyle demiştir:
İnsanların cennete girmelerine en fazla yardım eden şey, takvâ ve güzel ahlâktır!1
Usame b. Şerik der ki: Hazret-i Peygamber'e 'İnsanoğluna verilen şeylerin en hayırlısı nedir?' diye sorduğumda, bana şöyle cevap verdi: 'Güzel ahlâk'. 2
Yine Hazret-i Peygamber şöyle demiştir:
Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. 3
İnsanoğlunun terazisine konan en ağır şey güzel ahlâktır. 4
Allahü teâlâ ateşe yedirmek için herhangi bir kişinin ya ratılışını ve huylarını güzelleştirmiş değildir; yani böyle ya rattığını ateşe yedirmez. 5
Hazret-i Peygamber bir keresinde Ebû Hüreyre'ye 'Ey Ebû Hüreyre! Güzel ahlâka yapış ve ondan ayrılma!' buyurdu. Ebû Hüreyre 'Ey Allah'ın Rasûlü! Güzel ahlâk nedir?' diye sorduğunda da 'Sen Sıla-i rahmini kesen bir kimsenin sıla-i rahmim kesme. Sana zulmedeni affet. Seni mahrum edip vermeyene ver' diye cevap verdi. 6
İyi ahlâkın meyvesinin ülfet ve vahşeti ortadan kaldırdığı gizli birşey değildir. Kök güzel oldukça verdiği meyve de güzel olur. Nasıl böyle olmasın? Oysa ülfeti övmek hususunda hadîsler bile vârid olmuştur. Hele sevlenlerin arasındaki bağ, takva, din ve Allah sevgisi olursa. Bu husus hakkında yeterli ve kanaat verici derecede ayetler, hadîsler ve eserler vârid olmuştur.
Âyet-i Kerîmeler
Allahü teâlâ ülfet nimetiyle halka büyük minnetini izhar ederek şöyle demiştir:
Eğer yeryüzünde olanların hepsini verseydin yine de onların kalplerinin arasını birleştiremezdin. Fakat Allahü teâlâ onların kalplerini birleştirdi. (Enfal/63)
Düşünün ki, cahiliyye devrinde birbirinize düşmanken o sizin kalpleriniz arasında ülfet ve sıcaklık meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. (Âl-i İmrân/103)
Allahü teâlâ, ülfeti methettikten sonra ayrılığı kötüleyerek insanları ondan sakındırmıştır: Hep birden Allah'ın dinine sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Allah'ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliye devrinde birbirinize düşmanlarken o sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da Allah İslâmnız sebebiyle o ateşe düşmekten sizi kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki, doğru yola eresiniz. (Âl-i İmrân/103)
Hadîsler
Sizin bana (kıyâmette) meclis bakımından en yakınınız, ah lâk bakımından en güzellerinizdir. O kimseler ki, yumuşak ahlâklıdırlar. Kendileriyle arkadaşlık yapan, kendilerinden istifade ettiği gibi, onlardan eziyet de görmez. Onlar öyle kimselerdir ki, dost olurlar ve dost edinirler. 7
Mü'min bir kimse sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen bir kimsede ise hayır yoktur. 8
Diğer bir hadîste dinde tahakkuk eden kardeşliğin medh-u se nası şöyle yapılmaktadır:
Allah bir kimseye hayır irade etmişse, ona salih bir dost na sip eder, O unuttuğu zaman salih dostu hatırlatır ve ikaz eder. Zikrettiği zaman yardımda bulunur. 9
İki müslüman kardeş karşılaştıkları zaman onların misali tıpkı iki elin misaline benzer. O ellerin herbiri diğerini yıkamaktadır. İki Mü'min bir araya geldiğinde muhakkak ki, Allahü teâlâ her birine arkadaşından hayır nasip eder. 10
Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) din yolundaki kardeşliği teşvik ederek şöyle demiştir:
Herhangi bir kimse Allah yolunda bir kardeş edinirse Allahü teâlâ o kardeşliği edineni cennette bir derece yükseltir. Oysa o dereceye o başka bir ameliyle hiçbir zaman nail olamaz. 11
Ebû İdris Havlanî'nin12 Muaz b. Cebel'e 'Ben Allah rızası için seni seviyorum' demesi üzerine Muaz ona şu cevabı vermiştir: 'müjde sana! Ben Allah'ın Rasûlü'nden (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle dinlemiştim':
Kıyâmet gününde yüzleri ayın ondördü gibi pırıl pırıl parla yan birtakım insanlar için arşın etrafında kürsüler konur. O günde halk hesap dehşeti içindedir, onlar ise ürkmezler; halk korkar onlar ise korkmazlar. Onlar Allahü teâlâ'nın korkmayan ve üzülmeyen velî kullarıdır'. Allahın Rasûlü'ne 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar kimlerdir?' diye sorulunca, şöyle cevap verdi: 'Bunlar Allah yolunda sevişenlerdir13 Ebû Hüreyre bu hadîsi şöyle rivâyet eder:
Arşın etrafında nurdan yapılmış minberler vardır. O min berlerin üzerinde elbiseleri nûr ve yüzleri nur olan bir ka vim oturmaktadır. Bu oturanlar ne peygamber ve ne de şehiddirler. Fakat peygamberler de şehidler de onların ha line gıpta ederler'. Allah'ın Rasûlü'ne 'Ya Rasûlüllah! Onların vasıflarını bize söyle!' denildi. Rasulullah da şöyle dedi: 'Onlar Allah yolunda sevilenler. Allah için bir arada oturanlar ve Allah için biri diğerini ziyaret edenlerdir'. 14
İki kimse Allah yolunda seviştikleri takdirde, arkadaşını en fazla seveni Allah daha fazla sever. 15
Deniliyor ki: Allah yolunda kardeş olan iki kişiden birisinin makamı diğerinin makamından daha yüksek olduğu zaman öbürü de onunla beraber onun makamına yükselir. Nasıl ki zürri yetler ebeveynlerine, aile efradının birisi diğerine iltihak ediyorsa, öylece mertebece eksik olan kardeş, mertebece yüksek olan kardeşe iltihak eder. Çünkü Allah yolunda elde edilen kardeşlik, doğum yo luyla gelenden az değildir. İşte Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Dünyada îman edenleri ve hürriyetleri de îman edip kendile rine uyanları (âhirette) zürriyetlerine kavuştururuz. Onları da baba ve dedeleri gibi cennete koyarız ve derecelerini yük seltiriz. Bununla beraber (baba ve dedelerinin) amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır. (Tûr/21)
Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) de bir hadîsinde şöyle demiştir:
Allahü teâlâ der ki: Benim muhabbetim benim için biri diğerini ziyaret edenlere hak oldu. Benim için sevişenlere muhabbetim hak oldu. Benim için birbirlerine hediye verenlere muhabbetim hak oldu ve yine muhabbetim, benim için yardımlaşanlara hak oldu. 16
Text fromOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472taken 2026-10-21
This is the Arabic text of al-Ghazālī’s Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn as the OpenITI corpus has it, from Shamela’s copy of the Dār al-Maʿrifa edition. Nobody has compared it with the printed book or a manuscript, and no scholar has reviewed it. The corpus says that in some pages a part of the text is missing and that the editor’s footnotes are mixed with the text; both are shown as they stand. The pages of the printed edition are marked where they end. The translations are their translators’, each read from the copy named with it and shown as a text of its own under each book, with its own headings: none is set line for line against the Arabic, Karim’s English abridges the book as its translator says, and each keeps the faults of the copy it was read from. Sabīl has translated nothing, has not checked any translation against the Arabic, and no scholar has reviewed one.