Langkau ke kandungan
Tafsir As-Saadi - Turkish · Fussilat
Surah 41

Fussilat

Ini ialah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab seperti yang ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan oleh spa5k/tafsir_api. Rekod QUL tidak menyatakan siapa yang menulis atau menterjemahkannya atau edisi cetakan mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lesen bagi teks itu, maka hak untuk memaparkannya belum disahkan. Belum ada sesiapa yang membandingkannya dengan buku bercetak, dan tiada ulama yang menyemaknya. Setiap bahagian berada di sisi ayat-ayat yang diulasnya, iaitu teks Al-Quran daripada Tanzil, dipaparkan seperti yang ada di sana. Sabīl tidak menulis atau menterjemahkan satu pun daripadanya.

Teks daripadaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil pada 2026-10-21

Ayat 13–14

فَإِنْ أَعْرَضُوا۟ فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَـٰعِقَةً مِّثْلَ صَـٰعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ 13 إِذْ جَآءَتْهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ ۖ قَالُوا۟ لَوْ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةً فَإِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَـٰفِرُونَ 14

13- Eğer yüz çevirirlerse de ki:“Ben Âd ve Semûd’un başına gelen azabın benzeri bir azapla sizi uyarıyorum.” 14- Zira onlara da önlerinden ve arkalarından peygamberler gelip:“Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” dediklerinde onlar da: “Eğer Rabbimiz dileseydi elbette melekleri indirirdi. O nedenle biz, sizinle gönderilenleri kesinlikle inkar ediyoruz” demişlerdi.

13. Yani Kur’ân’ın övülmeye değer bunca vasıfları, o yüce ve mutlak ilâhın sıfatları kendilerine açıkça bildirildikten sonra bu inkarcılar yine de yüz çevirecek olurlarsa “de ki: Ben” bilinen iki kabile olan “Âd ve Semûd’un başına gelen azabın benzeri bir azapla sizi uyarıyorum.” Ki o azap gelince sizi kökten imha eder. Nitekim onlaırn başına gelen azaplar da onların kökten helak etmiş olan feci azaplardı. Bu azapların sebebi ise onların zulüm ve küfürleri idi. 14. “Zira onlara da önlerinden ve arkalarından” biri diğerinin ardından, peşpeşe “peygamberler gelip” hepsi de aynı daveti tekrarlayarak: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, dediklerinde” yani Yüce Allah’a ihlâsı emrederek şirk koşmayı onlara yasakladıklarında “onlar” onların risaletlerini reddedip o peygamberleri yalanladılar ve: “Eğer Rabbimiz dileseydi elbette melekleri indirirdi” sizler ise ancak bizim gibi insansınız. “O nedenle biz, sizinle gönderilenleri kesinlikle inkar ediyoruz, demişlerdi.” Bu bir şüphe, inkarcı ümmetler arasında miras gibi sürekli olarak aktarılagelmiştir. Ancak bu, şüphelerin en tutarsızıdır. Çünkü peygamber olarak gönderilen zatın melek olması, risaletin bir şartı değildir. Aksine risaletin şartı, rasûl olarak gönderilenin doğruluna delil teşkil edecek şeyleri getirmesinden ibarettir. Haydi eğer güçleri yetiyorsa, aklî veya dinî bir gerekçe göstererek onların doğruluklarında bir kusur bulsunlar. Asla böyle bir şeye güç yetiremeyeceklerdir.

Buradan sonra iki inkarcı ümmet olan Âd ve Semûd kıssaları ile ilgili tafsilatlı açıklamalarda bulunulmaktadır: