Langsung ke konten
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-A'raaf
Surah 7

Al-A'raaf

Ini adalah sebuah tafsir dalam bahasa selain bahasa Arab sebagaimana ada pada Quranic Universal Library (QUL, oleh Tarteel), diambil melalui salinan terbuka data QUL yang disimpan spa5k/tafsir_api. Catatan QUL tidak menyebutkan siapa yang menulis atau menerjemahkannya maupun edisi cetak mana yang diikutinya, dan tidak menyatakan lisensi untuk teksnya, sehingga hak untuk menampilkannya belum diverifikasi. Belum ada yang membandingkannya dengan buku cetak, dan belum ada ulama yang meninjaunya. Setiap bagian berdiri di samping ayat-ayat yang diulasnya, yaitu teks Al-Qur’an dari Tanzil, ditampilkan sebagaimana adanya di sana. Sabīl tidak menulis atau menerjemahkan satu pun darinya.

Teks dariQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITdiambil 2026-10-21

Ayat 94–95

وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍ مِّن نَّبِىٍّ إِلَّآ أَخَذْنَآ أَهْلَهَا بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ 94 ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَـٰهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ 95

94- Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek, halkını boyun büküp yakarsınlar diye mutlaka fakirlik ve hastalığa uğrattık. 95- Sonra bu kötü hali değiştirip yerine güzel bir hal verdik. Nihâyet çoğaldılar ve:“(Bizim gibi) atalarımız da hem darlık hem bolluk görmüştü” dediler. Bunun üzerine biz de kendileri farkında olmadan onları ansızın yakalayıverdik.

94. “Biz hangi memlekete” Allah’a ibadet etmeye çağıran ve içinde bulundukları kötülüklerden alıkoyan “bir peygamber gönderdiysek” de halkı o peygambere itaat etmediyse biz “halkını boyun büküp yakarsınlar diye mutlaka fakirlik ve hastalığa” ve çeşitli belâlara “uğratmışızdır.” Allah onları bu gibi musibetlere uğratmıştır ki belki bu sayede nefisleri yola gelir de Yüce Allah’a yalvarıp yakarırlar ve hakka boyun eğerler.

95. “Sonra” bu imtihan bir fayda sağlamayınca, aksine büyüklenmeleri devam edip azgınlıkları artınca “bu kötü hali değiştirip yerine güzel bir hal verdik.” Allah onlara bol bol rızıklar ihsan edip bedenlerine afiyet vermiş ve üzerlerindeki türlü bela ve musibetleri kaldırmıştır. “Nihâyet çoğaldılar” Sayıca arttılar, rızıkları çoğaldı, Allah’ın nimet ve lütuflarından bol bol yararlandılar. Önceden karşı karşıya kaldıkları bela ve musibetleri unuttular ve:“(Bizim gibi) atalarımız da hem darlık hem bolluk görmüştü, dediler.” Yani bu, öteden beri devam edegelen bir durumdur, öncekilerde de vardı sonrakilerde de görülen bir haldir. Bu yüzden insanlar kimi zaman bolluk ve rahatlık içinde, kimi zaman darlık ve sıkıntı içinde, kimi zaman sevinç, kimi zaman keder içinde olurlar. Zamanın değişmesine ve günlerin dönüp durmasına bağlı olarak halleri değişip durur. Böylece onlar, karşı karşıya kaldıkları bu hallerin öğüt ve hatırlatma olmadığını, onları yavaş yavaş azaba sürükleme ve durumlarına bir tepki amacı taşımadığını zannettiler. Nihâyet durumlarına memnun oldular, kendilerine verilenler dolayısı ile şımardılar, dünya onlar için en ileri derecede neşe kaynağı oldu “bunun üzerine biz de kendileri farkında olmadan” helak edilmek hatırlarına bile gelmediği bir sırada azap ile “onları ansızın yakalayıverdik.” Halbuki onlar Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri ellerinde tutabileceklerine, onların hiçbir şekilde yok olmayacağına ve bunlardan ayrı kalmayacaklarına inanmışlardı.