Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · At-Tawba
Sura ta 9

At-Tawba

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 113–114

مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن يَسْتَغْفِرُوا۟ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوٓا۟ أُو۟لِى قُرْبَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ 113 وَمَا كَانَ ٱسْتِغْفَارُ إِبْرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوٌّ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ ۚ إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَأَوَّٰهٌ حَلِيمٌ 114

113- Ne peygamberin ne de iman edenlerin, akrabaları bile olsa cehennemlik oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra müşrikler için mağfiret dilemeleri olacak şey değildir. 114- İbrahim’in babasına mağfiret dilemesi, ancak ona verdiği bir sözden dolayı idi. Ancak onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, (Allah’a) için için yalvaran ve yumuşak huylu biri idi.

113. “Ne peygamberin ne de iman edenlerin, akrabaları bile olsa cehennemlik oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra” Yüce Allah’ı inkar edip O’nunla birlikte başka varlıklara ibadet eden “müşrikler için mağfiret dilemeleri olacak şey değildir” onlara hiçbir şekilde yakışmaz, yaraşmaz, uygun olmaz. Çünkü böyle bir durumda olanlar için mağfiret dilemek, büyük bir yanlıştır ve faydasızdır. O nedenle Peygambere de mü’minlere de yaraşmaz. Çünkü böyleleri, şirk üzere öldükleri yahut da şirk üzere ölecekleri kesin olarak bilinen kimselerdir ki bu durumda onlar için azap sözü hak olmuş, ebediyyen cehennemde kalmaları kesinlik kazanmıştır. Artık ne şefaatçilerin şefaatinin, ne mağfiret dileyenlerin mağfiretlerinin onlara hiçbir faydası yoktur. Diğer taraftan Peygamber de onunla birlikte bulunan mü’minler de Rab’lerine hem rızasında hem de gazabında uygun hareket etmeli, Allah’ın dost edindiğini dost, düşman ilan ettiğini de düşman edinmelidirler. Cehennemliklerden olduklarını açıkça bildikleri kimselere mağfiret dilemeleri ise bu duruma aykırıdır ve onunla çelişir.

114. Halilurrahman İbrahim aleyhisselam’ın babasına mağfiret dilemesine gelince bu, onun babasına “verdiği bir sözden dolayı idi.” Bu söz, şu ayette ifade edilmektedir:“İbrahim:… Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır, dedi.”(Meryem, 19/47) Ancak bu, İbrahim’in, babasının âkıbetini bilmesinden önce olmuştu. “Ancak onun” babasının “Allah’ın düşmanı olduğu” ve küfür üzere öleceği, öğüt ve hatırlatmanın ona hiçbir fayda sağlamayacağı “kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı.” Bu konuda Rabbine uygun hareket etmek için ve Rabbine karşı edebi dolayısı ile böyle bir tutum takındı. “Şüphesiz İbrahim (Allah’a) için için yalvaran” yani bütün işlerinde Allah’a çokça dönen, Allah’ı çokça anan, çokça dua eden, çokça mağfiret dileyen, Rabbine çokça yönelen “ve yumuşak huylu biri idi” kullara karşı merhametliydi, onların kendisine karşı yaptıkarı kusurları affederdi, cahillerin bilgisizce tutumları onu kızdırmazdı, kendisine karşı suç işleyenlerin suçlarını da cezalandırmazdı. Çünkü babası ona:“Seni kesinlikle taşlarım” dediği halde o, babasına:“Selam olsun sana! Ben, Rabbimden senin için mağfiret isteyeceğim.”(Meryem, 19/46-47) demişti. O halde sizin de İbrahim’e uymanız ve her hususta İbrahim’in dinine tabi olmanız gerekir. Ancak bundan onun, babasına söylediği “Mutlaka senin için mağfiret dileyeceğim”(el-Mümtehine, 60/64) şeklindeki sözü müstesnâdır. Nitekim Yüce Allah, bu hususa ve diğerlerine dikkatlerimizi çekmiş bulunmaktadır. Bundan dolayı O da şöyle buyurmaktadır: