Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Inshiqaaq
Sura ta 84

Al-Inshiqaaq

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 16–25

فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلشَّفَقِ 16 وَٱلَّيْلِ وَمَا وَسَقَ 17 وَٱلْقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ 18 لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ 19 فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ 20 وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ۩ 21 بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ 22 وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ 23 فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 24 إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ 25

16- Yemin ederim alaca karanlığa, 17- Geceye ve onun içinde barındırdıklarına, 18- Dolunay olduğu zaman aya ki; 19- Sizler halden hale geçeceksiniz. 20- O halde nesi var bunların, niye iman etmiyorlar? 21- Onlara Kur’ân okunduğu zaman secde etmiyorlar! 22- Aksine inkâr edenler, yalanlıyorlar. 23- Halbuki Allah, onların saklamakta olduklarını pek iyi bilir. 24- O halde sen onlara can yakıcı bir azabı müjdele! 25- Ancak iman edip salih ameller işleyenler müstesnâdır. Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.

16-17. Yüce Allah, burada gecenin alametlerine yemin etmektedir. Önce gecenin başlangıcı olup güneşten geriye kalan aydınlıkla karışık olan alaca karanlığa yemin etmekte, sonra da “geceye ve onun içinde barındırdıklarına” yani örttüğü canlılara ve diğerlerine; 18. “Dolunay olduğu zaman” on dördüne ulaşmak sureti ile ışığı dopdolu olduğu zaman -ki bu şekli en güzel ve en yararlı olduğu halidir- “aya ki;” 19. Hakkında yemin edilen hususa gelince: “Sizler” Ey insanlar! “halden hale geçeceksiniz.” Yani pek çeşitli aşamalardan, birbirinden farklı hallerden geçeceksiniz. Nutfeden, bir kan damlasına, ondan bir çiğnemlik ete, oradan da ruhun üfürülmesi aşamasına geçeceksiniz. Bundan sonra bu haldeki cenin, önce bir bebek olarak dünyaya gelir, sonra çocuk olur, sonra temyiz çağına gelir. Sonra mükellef olur, emir ve yasağa muhatap olur. Sonra da ölür. Arkasından diriltilir, amellerinin karşılığı verilir. İşte kulun geçtiği ve geçeceği bu birbirinden farklı aşamalar, yegane mabudun sadece ve sadece Allah olduğunu, O’nun bir tek olduğunu, hikmet ve rahmeti ile kullarının işlerini çekip çevirdiğini, kulun ise fakir, âciz ve muhtaç olduğunu, aziz ve rahim Allah’ın tedbir ve idaresi altında olduğunu göstermektedir. Ama buna rağmen insanların pek çoğu iman etmemektedir:

20-21. “O halde nesi var bunların, niye iman etmiyorlar? Onlara Kur’ân okunduğu zaman secde etmiyorlar!” Niye Kur’ân’a itaat etmiyor, emirlerine ve yasaklarına bağlanmıyorlar? 22. “Aksine inkâr edenler yalanlıyorlar.” Hakkı apaçık görmelerine rağmen inat ediyorlar. O bakımdan onların iman etmeyişleri, Kur’ân’a itaatle boyun eğmeyişleri garip karşılanmamalıdır. Çünkü inat olsun diye hakkı yalanlayan kimseye yapacak bir şey yoktur. 23. “Halbuki Allah, onların saklamakta olduklarını pek iyi bilir.” Gizlice yaptıklarını ve içlerindeki niyetleri bilir. Yüce Allah, onların gizlediklerini de açıklarını da bildiği gibi amellerinin karşılığını da onlara verecek, kötülüklerini de cezalandıracaktır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 24. “O halde sen onlara can yakıcı bir azabı müjdele!” Müjdeleme (anlamına gelen ve kök anlamları içinde “ten” manası da bulunan “البشارة”) işine bu ismin veriliş sebebi, ister sevinç veya ister keder ile ilgili olsun etkilerinin insanın teni üzerinde görülmesinden dolayıdır.

25. İnsanların çoğunun durumu budur; Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlarlar ve ona iman etmezler. İnsanlardan bir kesime de Yüce Allah, hidâyet vermiştir. Böylece onlar Allah’a iman etmişler, peygamberlerin kendilerine getirdiklerini kabul ederek salih ameller işlemişlerdir. İşte böyleleri için ardı arkası kesilmez bir mükâfat vardır. Bu, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından bile geçirmediği ebedi bir mükâfattır. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun. İnşikâk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.

***