Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-An'aam
Sura ta 6

Al-An'aam

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 112–113

وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَـٰطِينَ ٱلْإِنسِ وَٱلْجِنِّ يُوحِى بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ زُخْرُفَ ٱلْقَوْلِ غُرُورًا ۚ وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ 112 وَلِتَصْغَىٰٓ إِلَيْهِ أَفْـِٔدَةُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا۟ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ 113

112- İşte böylece biz, her peygambere ins ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlardan kimi kimine aldatmak için yaldızlı birtakım sözler fısıldarlar. Eğer rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen de onları iftiraları ile başbaşa bırak. 113- Tâ ki âhirete iman etmeyenlerin kalpleri o (yaldızlı sözlere) meyletsin, ondan hoşnut olsunlar ve kazanacakları (günahları) kazansınlar.

112. Yüce Allah, Rasûlünü teselli ederek şöyle buyurmaktadır: Biz sana çağrını reddeden, seninle savaşan ve seni kıskanan düşmanlar var ettiğimiz gibi sünnetimizin/kanunumuzun bir gereği olarak biz, insanlara gönderdiğimiz her bir peygambere ins ve cin şeytanlarından düşmanlar kıldık. Bunlar da peygamberlerin getirdiklerinin karşısında durmuşlardır. “Onlardan kimi kimine aldatmak için yaldızlı birtakım sözler fısıldarlar” Yani onların kimisi diğerlerine kendisine davet ettikleri batılı süslerler, sözleri allayıp pullarlar ve onu en güzel şekle sokmaya çalışırlar. Tâ ki akılsızlar, bu sözlere aldansın, gerçekleri anlayamayan, anlamları kavrayamayan ahmaklar bunlara bağlanıp itaat etsin. Zira bunlar allı pullu lafızları ve üstü yaldızlanmış ibareleri beğenirler. Bunun sonucunda da hakkı batıl, batılı da hak olarak kabul ederler. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:

113. “Tâ ki âhirete iman etmeyenlerin kalpleri” bu süslü ve allı pullu sözlere “meyletsin.” Çünkü âhiret gününe iman etmeyip yararlanabilecekleri akıllara sahip olmayışları, onları buna iter. Ona meyletmelerinden sonra bir de “ondan hoşnut olsunlar” Yani önce ona meylederler, ona meyledip beğendikleri sözleri işitince de onlardan hoşnut olurlar. Bu, kalplerinde süslü gösterilir, onlarda köklü bir inanç ve ayrılamayacakları bir nitelik halini alır. Bunun ardından da devamlı işleyip durdukları davranışları ve söyleyegeldikleri sözleri sonuç olarak ortaya çıkar. Yani söz ve davranışları ile öyle yalanlar irtikab ederler ki bunlar, onların bu çirkin inançlarının bir parçasıdır. İşte ins ve cin şeytanlarının iftiracılarının ve onların çağrılarını kabul edenlerin hali budur. Âhirete iman eden, yetkin akıl, sağlam idrak ve düşünce sahibi kimseler ise bu gibi sözlere aldanmazlar. Bu gibi allı pullu ifadeler onların aklını çelmez. Aksine bunların bütün gayretleri gerçekleri bilmeye adanmıştır. O bakımdan onlar, davetçilerin kendisine davet ettikleri anlam ve hususlara dikkat ederler. Eğer bunlar gerçek ise kabul ederler. Bu gerçeklere de itaat ederler. İsterse bu gerçekler kötü ifadelere büründürülmüş ve yeterli olmayan sözlerle dile getirilmiş olsun. Şâyet onlara sunulan bu hususlar, batıl ise kim olursa olsun bunları reddedip söyleyene iade ederler. İsterse ipekten de ince ve güzel ibareler bu batıllara giydirilmiş olsun. Yüce Allah’ın peygamberlere birtakım düşmanlar, batıla da ona davet eden, ona yardım ve destek veren yardımcılar kılmasının hikmetlerinden birisi, kullarını sınamak, imtihan etmektir. Böylelikle kimin doğru ve samimi, kimin yalancı, kimin aklı başında, kimin cahil, kimin basiret sahibi, kimin de kör olduğu ortaya çıksın. Yine bu hikmetlerden birisi bu yolla hakkın açıklanması ve daha bir netlik kazanmasıdır. Çünkü batıl hakka karşı dikilip onunla mücadele edip ona karşı direnecek olursa hak, daha bir aydınlık kazanır ve daha da vuzuha kavuşur. Çünkü o takdirde hakkın delilleri, onun doğruluğuna ve gerçekliğine delalet eden tanıkları açıkça ortaya çıkar, batılın tutarsızlığı ve geçersizliği de daha bir belirginleşir. Bu ise uğrunda birbirleri ile yarışanların en büyük maksatları arasında yer alır.