Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · Az-Zumar
Sura ta 39

Az-Zumar

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 62–63

ٱللَّهُ خَـٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ 62 لَّهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ 63

62- Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şeye vekildir. 63- Göklerin ve yerin anahtarları yalnız O’nundur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere gelince onlar, zarara uğrayanların ta kendileridir.

62. Yüce Allah, kendisini inkâr eden kâfirlerin hüsranlarını gerektiren azamet ve kemalini haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Allah her şeyin yaratıcısıdır.” Bu ve Kur’ân-ı Kerîm’deki buna benzer pek çok ifade, Yüce Allah dışındaki her şeyin yaratılmış olduğunun delilidir. Bu buyruklar, yerin ve semanın kadîm olduğunu söyleyen birtakım filozoflar ile ruhların kadim olduğunu söyleyenlerin ve buna benzer yaratıcının yaratmasını iptal manası ihtiva eden batıl iddialarda bulunarak birtakım yaratıkların kadîm olduğunu ileri sürenlerin görüşlerini reddetmektedir. Allah’ın kelamı da yaratılmış şeylerden değildir. Çünkü kelâm, konuşanın bir sıfatıdır. Yüce Allah ise isim ve sıfatları ile evveldir/ilktir; kendisinden önce hiçbir şey yoktur. İşte Mutezile ve benzerleri Allah’ın kelâmının yaratılmış olduğunu bu âyet-i kerimeden çıkardıklarını söylerler. Halbuki böyle bir iddia, cahilliğin en ileri derecesidir. Çünkü Yüce Allah, ezelden beri isim ve sıfatlarına sahiptir. O’nun herhangi bir sıfatı sonradan meydana gelmiş (hadis) değildir. Bu sıfatlara sahip olmadığı herhangi bir vakit de söz konusu değildir. Bu buyrukta buna delil olan husus şudur: Yüce Allah, kendi Kerim zatı hakkında, ulvi ve süfli âlemi bütünü ile kendisinin yaratmış olduğunu ve kendisinin her şeye vekil olduğunu haber vermektedir. Vekilin, üzerinde vekil olduğu şeyleri tam anlamı ile bilmesi ve O’nun her türlü tafsilatı ile ilgili hususları kuşatması, eksiksiz bir vekillik için şarttır. Aynı şekilde vekil olduğu şey üzerinde de tam bir kudrete sahip olmalıdır ki onda tasarruf edebilme imkânını bulsun. Yine üzerinde vekil olduğu şeyi koruyabilmelidir de. Aynı şekilde tasarruf şekillerini tam anlamı ile bilmesi ve bütün bu tasarruflarında hikmetli olması da gerekir ki en uygun şekilde tasarrufta bulunsun ve onların işlerini idare etsin. Bütün bunlar olmaksızın tam bir vekillik söz konusu olamaz. Bunlardan ne kadarı eksik olursa, bu da vekillikte o kadar eksiklik var demektir. Açıkça bilinen gerçek şudur ki; Yüce Allah, bütün sıfatlarında herhangi bir eksiklikten münezzehtir. Kendisinin her şeye vekil olduğunu haber vermesi de bilgisinin her şeyi kuşattığını, kudretinin -bütün yaratıkları idaresi yönünde- kemal derecesinde olduğunu, tedbirinin de hikmetinin de kemal derecesinde olduğunu göstermektedir ki O, bu hikmeti gereğince her bir şeyi yerli yerince koyar.

63. “Göklerin ve yerin” bilgisinin ve idaresinin “anahtarları yalnız O’nundur.”“Allah'ın insanlara göndereceği herhangi bir rahmeti engelleyebilecek yoktur, O’nun engellediğini de salıverecek yoktur. O, Azîzdir, Hakîmdir.”(Fâtır, 35/2) Yüce Allah, kalpleri kendisine karşı tazim ile doldurmayı gerektirecek şekilde azametini açıkladıktan sonra, meseleyi tersyüz ederek Yüce Allah’ı hakkıyla takdir edemeyenlerin halini de dile getirip şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın” kesin hakkı ve dosdoğru yolu gösteren “âyetlerini inkâr edenlere gelince onlar, zarara uğrayanların ta kendileridir.” Çünkü onlar, kalplerin kendileri ile salâh bulacağı Allah’ın ulûhiyetini kabul edip yalnız O’na ihlâsla yönelmeyi; dillerin kendisi ile salâh bulacağı Allah’ı zikirle meşgul olmayı, azaların kendileri ile salâh bulacağı Allah’a itaati yitirmiş, bunun yerine kalpleri ve bedenleri bozan her bir şeye yönelmiş, nimet dolu cennetleri yitirip onun yerine can yakıcı azabı tercih etmiş kimselerdir.