An-Noor
Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.
Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21
فِى بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ 36 رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَـٰرَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ ۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَـٰرُ 37 لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ 38
36- (Bu nur) Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği birtakım evlerdedir. Ki oralarda O’nu sabah akşam tesbih ederler… 37- Kendilerini ne ticaretin ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım yiğitler. Onlar, kalplerin ve gözlerin (korkudan) döneceği bir günden de korkarlar. 38- Çünkü Allah, onları işledikleri amellerinin en güzeli ile mükâfatlandıracak ve onlara lütfundan fazlası ile verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
36. “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği” emir ve tavsiye ettiği “birtakım evlerdedir” Allah’a ibadet olunan pek büyük, pek faziletli ve Allah’ın en sevdiği yerler olan mescidlerdedir. Bu buyruktaki iki özellik (mescidlerin yüceltilmesi ve orada Allah’ın adının anılması), mescitlere dair ahkâmın özetidir. Yüceltilmelerinin kapsamına bu mescidlerin bina edilmesi, süpürülmeleri, necasetlerden temizlenmeleri, rahatsız edici şeylerin uzaklaştırılması, necasetlerden kendilerini koruyamayan deli ve çocukların ayrıca kâfirlerin oralardan uzak tutulması, aynı şekilde orada boş ve lüzumsuz işlerle uğraşılmaması, Allah’ı zikretmek dışında seslerin yükseltilmemesi bunun kapsamına girer. “içlerinde adının anılması” buyruğunun kapsamına da farzı ve nafile bütün namazlar, Kur’ân okumak, tesbih, tehlil ve bunların dışındaki çeşitli zikirler, ilim öğrenmek, öğretmek, ilmî müzakereler yapmak, itikâf vb. gibi mescitlerde yapılan türlü ibadetler girer. Bu sebepten mescitlerin imar edilmesi iki şekilde olur: Birisi, bina olarak imar edilmeleri ve korunmaları, diğeri ise Allah'ın adının namaz vb. ibadetlerle anılması sûreti ile imar edilmesidir. İki kısmın daha üstün olanı da budur. Bundan dolayı beş vakit namaz ve cuma namazının cemaatle mescitlerde kılınması, ilim adamlarının çoğunluğuna göre farz, bazılarına göre de müstehaptır. aha sonra Allah, mescitleri ibadetlerle imar edenlerden övgü ile söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Ki oralarda O’nu sabah akşam” ihlasla “tesbih ederler.” Özellikle bu iki vaktin söz konusu edilmesi, bunların şerefleri ve bu vakitlerde Yüce Allah’a ibadetin kolay olmasından dolayıdır. Bunun kapsamına namazdaki ve namazın dışındaki tesbih de girer. Bu yüzden sabah-akşam zikirleri ve sabah-akşam vakitlerinde yapılacak virdler teşrî buyurulmuştur.
37. İşte oralarda birtakım yiğitler Allah’ın adını tesbih ederler. Bunlar, dünyayı Rablerine tercih eden kimseler değildir. Bunlar ticareti ve kârı tercih ederek onlarla oyalanıp Rablerini unutan kimseler de değildir. Aksine onlar “ne ticaretin ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım yiğitler”dir. Bu buyruktaki “ticaret”ten kasıt, karşılığında bedel alma maksadı güdülen her türlü kazanç yolunu kapsar. Buna göre “alışveriş” ifadesi de özelin genele atfedilmesi kabilinden olur. Zira alışveriş ile uğraşmak diğerlerine göre daha çoktur. İşte bu yiğitler ticaret yapsalar, alış veriş yapsalar dahi bunda bir mahzur yoktur. Zira onlar, ticaret ve alışverişi “Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten” üstün tutup öne geçirmezler, sadece onlarla oyalanmazlar. Aksine Allah’a itaat ve ibadeti esas gaye olarak benimsemişler, nihai maksat olarak görmüşlerdir. Bu gaye ve maksatlarının arasına giren bir şey oldu mu, onu reddederler. ünyayı terk etmek, çoğu nefislere ağır geldiğinden, çeşitli ticaret yolları ile kazanç elde etmek insanlarca sevildiğinden ve genelde bunu terk nefse zor geldiğinden, bu konuda Yüce Allah’ın hakkına öncelik tanımak, nefse ağır bir yük olduğundan dolayı Yüce Allah, hem teşvik etmek hem de korkutmak üzere insanı bu işleri yapmaya sevk eden hususları dile getirerek şöyle buyurmaktadır:“Onlar” şiddetinden, dehşetinden, kalpleri ve bedenleri korkuya düşürüp tirtir titretmesinden dolayı “kalplerin ve gözlerin döneceği bir günden korkarlar.” Böyle bir günden korkmaları da amelde bulunmalarını ve böyle bir maksada ulaşmaktan alıkoyan şeyleri terk etmelerini kolaylaştırmıştır.
38. “Çünkü Allah, onları işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak” İşlediklerinin en güzelinden kasıt ise güzel ve salih amelleridir. Zira işledikleri en güzel ameller onlardır. Çünkü onlar, mübah işleri de mübah olmayan işleri de yaparlar. Mükafat ise ancak iyi olan ameller için söz konusudur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Tâ ki Allah, yaptıklarının en kötü olanlarını örtsün ve yapageldiklerinin en güzeli ile onlara mükâfatlarını versin.”(ez-Zümer, 39/35)“Ve onlara lütfundan fazlası ile verecektir.” Amellerinin karşılığı olan mükâfatın kat kat fazlasını verecektir. “Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” Hatta kula amelinin ulaşamadığı mükâfatları ihsan eder. Hatta temennilerinin dahi ulaşamadığı mükâfatlar verir. O’nun mükâfatı sayısız ve ölçüsüzdür. Bu buyruk, O’nun vereceği mükâfatın pek çok olacağından kinayedir.
Bunlar, Yüce Allah’ın kâfirlerin amellerinin geçersizliğine, boşa gittiğine, o amellerde bulunanların bunlardan dolayı pişmanlık çekeceğine dair vermiş olduğu iki misaldir. Yüce Allah buyuruyor ki: