Tsallaka zuwa abin da ke ciki
Tafsir As-Saadi - Turkish · Al-Israa
Sura ta 17

Al-Israa

Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.

Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21

Ayoyi 45–48

وَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا 45 وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِى ٱلْقُرْءَانِ وَحْدَهُۥ وَلَّوْا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَـٰرِهِمْ نُفُورًا 46 نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَىٰٓ إِذْ يَقُولُ ٱلظَّـٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا 47 ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَالَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا 48

45- Kur’an’ı okuduğun zaman seninle âhirete iman etmeyenlerin arasına gizli bir perde çekeriz. 46- Kalpleri üzerine de onu iyi anlamalarına engel olan örtüler geçirir, kulaklarına da bir ağırlık veririz. Rabbini Kur’an’da tek (ilah) olarak andığın zaman nefretle arkalarına dönüp uzaklaşırlar. 47- Onlar, seni dinlediklerinde ne amaçla dinlediklerini ve gizlice konuşurlarken de o zalimlerin:“Siz, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini pek iyi biliyoruz. 48- Senin için nasıl misaller verdiklerine bir bak! Artık onlar dalâlete düşmüşlerdir de doğru yolu bulamıyorlar.

45. Yüce Allah, hakkı reddeden ve onu yalanlayıp yüz çeviren yalanlayıcılara verdiği cezasını söz konusu etmekte ve onlar ile iman arasında engel olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır: İçerisinde öğüt, hatırlatma, hidâyet, iman, hayır ve pek büyük iim bulunan “Kur’an’ı okuduğun zaman, seninle âhirete iman etmeyenlerin arasına” Kur’an’ı hakkıyla anlamalarını, onun ihtiva ettiği gerçeklerin kesinliğini kavramalarını ve onun kendisine davet ettiği hayra itaat edip boyun eğmelerini engelleyen “gizli bir perde çekeriz.”

46. “Kalpleri üzerine de onu iyi anlamalarına engel olan örtüler geçiririz” böylelikle Kur’an’ı kavrayamazlar. “Kulaklarına da” onu işitmelerine engel olacak türden “bir ağırlık” yani sağırlık “veririz.” Böylelikle Kur’an’ı, öğüt ve ibret alacak ve sonuçta amel edecek şekilde değil de sadece aleyhlerine delilin ortaya konmuş olacağı bir şekilde işitmiş olurlar. (Manalarını anlarlar ama inkarlarından dolayı faydasını görmezler.) “Rabbini Kur’an’da tek (ilah) olarak andığın zaman” yani tevhide davet edip O’na ortak koşmayı yasaklayacak olursan, tevhîde olan aşırı kinleri ve izlemekte oldukları batılı ileri derecede sevmelerinden ötürü “nefretle arkalarına dönüp uzaklaşırlar.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Allah bir olarak anılsa âhirete inanmayanların kalpleri tiksinir. O’ndan başkası anılsa hemen yüzleri güler.”(ez-Zümer, 39/45)

47. “Onlar, seni dinlediklerinde ne amaçla dinlediklerini…” Yani biz, Kur’an’ı dinlediklerinde ondan yararlanmalarını engelledik, çünkü onların maksatlarının kötü olduğunu, ona dil uzatmak için en basit bir şeyi dahi fırsat kolladıklarını biliyoruz. Onların Kur’an’ı dinlemeleri, doğru yolu bulmak ve hakkı kabul etmek için değildir. Aksine onlar ona tâbi olmamaya niyetlidirler. Bu durumda olan bir kimsenin ise dinlediği şeyden faydalanması söz konusu değildir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“ve” kendi aralarında “gizlice konuşurlarken de o zalimlerin” bu gizli konuşmaları esnasında: “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz, dediklerini pek iyi biliyoruz.” Onların kendi aralarında fısıldaşıp konuşmalarının mahiyeti, bu olduğuna ve bu konuşmalarının esasını onun büyülenmiş olduğu temeli üzerine kurduklarına göre bu, onun söylediklerine itibar etmeyeceklerini, onun hezeyanda bulunduğuna ve neler söylediğini bilmediğine içlerinde karar vermiş olduklarını göstermektedir.

48. “Senin için nasıl misaller verdiklerine” ki bunlar misallerin en sapık ve haktan en uzak olanıdır, hayretle “bir bak!” Bu konuda “onlar dalâlete düşmüşlerdir” ya da bu verdikleri misaller onların sapmalarına sebep olmuştur. Çünkü onların tutum ve davranışlarında esas aldıkları şey, bu misallerdir. Tutarsız ve bozuk bir temel üzerinde yükselen bir tavır ve tutum ise temelinden daha bozuktur. “doğru yolu bulamıyorlar.” Yani hiçbir şekilde doğruyu, hidâyeti bulmamaktadırlar. Onların paylarına düşen ancak katıksız sapıklık ve sadece zulümdür.