Yusuf
Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.
Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21
فَلَمَّا ذَهَبُوا۟ بِهِۦ وَأَجْمَعُوٓا۟ أَن يَجْعَلُوهُ فِى غَيَـٰبَتِ ٱلْجُبِّ ۚ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَـٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ 15 وَجَآءُوٓ أَبَاهُمْ عِشَآءً يَبْكُونَ 16 قَالُوا۟ يَـٰٓأَبَانَآ إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَـٰعِنَا فَأَكَلَهُ ٱلذِّئْبُ ۖ وَمَآ أَنتَ بِمُؤْمِنٍ لَّنَا وَلَوْ كُنَّا صَـٰدِقِينَ 17 وَجَآءُو عَلَىٰ قَمِيصِهِۦ بِدَمٍ كَذِبٍ ۚ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا ۖ فَصَبْرٌ جَمِيلٌ ۖ وَٱللَّهُ ٱلْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ 18
15- Nihâyet onu götürüp de kuyunun dibine atmayı kararlaştırdıklarında biz, ona:“Andolsun ki ilerde bu yaptıklarını kendilerine hiç farkında değillerken haber vereceksin” diye vahyettik. 16- Akşam ağlaya ağlaya babalarına geldiler. 17- “Ey babamız, biz yarış yapmaya gitmiştik ve Yusuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın” dediler. 18- Yusuf’un, üzerinde sahte kan bulunan gömleğini getir(ip göster)diler. Dedi ki:“Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle (çirkin) bir işe sürüklemiş! Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattıklarınıza karşı (benim için) yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır.”
15. “Nihâyet onu götürüp de…” Yani babalarının kendilerine izin vermesinden sonra kardeşleri Yusuf’u alıp gittiklerinde ve onu içlerinden az önce sözü geçen kişinin dediği gibi bir kuyuya atmayı kararlaştırdıklarında ve bu kararlarını da uygulama imkanını bulduklarında bu işi uyguladılar ve onu kuyuya attılar. Daha sonra Yüce Allah ona, o bu zorlu durumda iken ona vahyetmek sureti ile lütuf ve ihsanda bulundu ve şöyle buyurdu:“Andolsun ki ilerde bu yaptıklarını kendilerine hiç farkında değillerken haber vereceksin.” Yani sen bu hususta onlara sitem edeceksin, onlar bu işin farkında olmadıkları bir sırada onların bu durumlarını kendilerine haber vereceksin. Bu buyruk, Yusuf’a içine düştüğü bu halden kurtulacağına, Yüce Allah’ın onu, aile halkı ve kardeşleri ile birlikte yeryüzünde güçlü ve muktedir olduğu bir zamanda bir araya getireceği müjdesini de ihtiva etmektedir.
16. “Akşam ağlaya ağlaya babalarına geldiler.” Normal geliş saatlerinden gecikmek ve ağlamak suretiyle bunları doğru söylediklerine dair bir delil gösterme niyetinde idiler.
17. Yalan bir mazeret uydurarak:“Ey babamız, biz yarış” ya koşu yarışı yahut da ok atma yarışı için “yapmaya gitmiştik. Yusuf’u da” yorulmayıp dinlensin diye “eşyamızın yanında bırakmıştık.” Biz onun yanında yokken ve yarışma yapıyorken “onu kurt yemiş! Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın, dediler.” Biz, sana mazeretimizi bildirdik ancak görünen o ki Yusuf’a karşı kalbinde duyduğun üzüntü ve ona karşı ileri derecedeki şefkatin dolayısı ile bizim doğru söylediğimizi kabul etmeyeceksin. Ancak senin bizim doğru söylediğimizi kabul etmeyişin, bizim sana gerçek mazeretimizi bildirmemize engel değildir. Bütün bu sözlerle mazeretlerini pekiştirmeye çalışıyorlardı.
18. Bu söylediklerini daha da pekiştirmek maksadı ile “Yusuf’un, üzerinde sahte kan bulunan gömleğini getir(ip göster)diler.” ve bu kanın, kurdun yemesi sonucu Yusuf’un gömleğe bulaşan kanı olduğunu iddia ettiler. Ancak babaları, onların bu sözlerini kabul etmeyip “Dedi ki: Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle (çirkin) bir işe sürüklemiş.” Yani nefisleriniz size beni ondan ayırmak hususunda oldukça çirkin bir işi süslü göstermiş. Çünkü babası, birtakım karinelerden, hallerden ve Yusuf’un kendisine anlattığı rüyadan bu söylediğine delil teşkil edecek ipuçları çıkarmıştı. “Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattıklarınıza karşı (benim için) yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır.” Ben vazifemi gereğince yerine getirmeye gayret edeceğim. O da böyle bir imtihana karşı güzel bir şekilde sabretmektir. Yani öfkeden ve insanlara şikâyetten uzak duracağım bir sabır. Bu hususta da kendi güç ve kuvvetime değil, Yüce Allah’ın yardımına güveneceğim. O kendisi hakkında böyle bir söz verdi ve şu sözleri ile şikâyetini Yaradanına arzetti:“Ben, keder ve üzüntümü ancak Allah’a şikayet ederim.”(Yusuf, 12/86) Çünkü Yaratıcıya şikâyet, güzel bir şekilde sabra aykırı değildir. Zira peygamber, söz verdi mi mutlaka sözünü yerine getirir.