Hud
Wannan tafsiri ne da wani harshe ba Larabci ba, kamar yadda yake a Quranic Universal Library (QUL, ta Tarteel), wanda aka ɗauka ta kwafin buɗaɗɗen bayanan QUL da spa5k/tafsir_api ke riƙewa. Bayanan QUL ba su faɗi wanda ya rubuta ko ya fassara shi ba, ko wane bugu da aka buga yake bi, kuma ba su bayyana lasisi ga rubutun ba, saboda haka ba a tabbatar da haƙƙin nuna shi ba. Babu wanda ya kwatanta shi da littafin da aka buga, kuma babu malami da ya duba shi. Kowane sashe yana kusa da ayoyin da yake bayani a kansu, waɗanda rubutun Alƙur’ani ne na Tanzil, kamar yadda yake a can. Sabīl bai rubuta ko ɗaya daga cikinsa ba, kuma bai fassara shi ba.
Rubutu dagaQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITan ɗauka 2026-10-21
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَـٰتِنَا وَسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ 96 إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱتَّبَعُوٓا۟ أَمْرَ فِرْعَوْنَ ۖ وَمَآ أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ 97 يَقْدُمُ قَوْمَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فَأَوْرَدَهُمُ ٱلنَّارَ ۖ وَبِئْسَ ٱلْوِرْدُ ٱلْمَوْرُودُ 98 وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَـٰذِهِۦ لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ بِئْسَ ٱلرِّفْدُ ٱلْمَرْفُودُ 99 ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيْكَ ۖ مِنْهَا قَآئِمٌ وَحَصِيدٌ 100 وَمَا ظَلَمْنَـٰهُمْ وَلَـٰكِن ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ ۖ فَمَآ أَغْنَتْ عَنْهُمْ ءَالِهَتُهُمُ ٱلَّتِى يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ لَّمَّا جَآءَ أَمْرُ رَبِّكَ ۖ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ 101
96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.
96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”
97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”
99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!
100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.
101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”