Al-Ghaafir
This is a tafsīr in a language other than Arabic as the Quranic Universal Library (QUL, by Tarteel) has it, taken through the open copy of QUL’s data that spa5k/tafsir_api keeps. QUL’s record does not say who wrote or translated it or which printed edition it follows, and states no licence for the text, so the right to show it is not verified. Nobody has compared it with a printed book, and no scholar has reviewed it. Each passage stands beside the verses it comments on, which are the Qur’ān text of Tanzil, shown as it is there. Sabīl did not write or translate any of it.
Text fromQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITtaken 2026-10-21
وَقَالَ رَبُّكُمُ ٱدْعُونِىٓ أَسْتَجِبْ لَكُمْ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ 60
60- Rabbiniz şöyle buyurdu:“Bana dua edin, ben de duanıza karşılık vereyim. Şüphesiz kibirlenip bana ibadetten yüz çevirenler, hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.”
60. Bu, Yüce Allah’ın kullarına bir lütfu ve onlara pek büyük bir nimetidir. Çünkü onları dinlerinin ve dünyalarının menfaatine olan şeye çağırmakta, kendisine hem ibadet anlamı ile hem de dilekte bulunma anlamı ile dua etmelerini emretmekte ve bu dualarını da kabul edeceğini onlara vaat etmektedir. Diğer taraftan ise dua ve ibadete karşı büyüklenenleri de tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz kibirlenip bana ibadetten yüz çevirenler, hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.” Zelil ve alçalmışlar olarak cehenneme girecekler, büyüklük taslamalarının bir cezası olarak hem küçük düşürülecekler, hem de onlara azaba uğrayacaklardır.
Yüce Allah’ın rahmetinin genişliğine, lütfunun çokluğuna, O’na şükretmenin gerekliliğine, kudretinin kemaline, egemenliğinin azametine, ihsanının genişliğine, bütün her şeyin yaratıcısı olduğuna, hayatının kemâl derecesinde olduğuna, sahip olduğu bütün kemal sıfatları ile bütün güzel fiilleri dolayısı ile O’na hamdedilmesi gerektiğine, rubûbiyetinin mükemmelliğine, ulvi ve süfli âlemde geçmiş zamanlarda, hali hazırda ve gelecekte bütün kâinatı tek başına idare edişine, emrin bütünü ile yalnızca O’nun elinde bulunup hiçbir kimsenin en ufak bir emir yetkisinin, en ufak bir kudretinin bulunmadığına, bunun bir sonucu olarak da yenge ilâh ve ma’bûdun O olduğuna, O’ndan başka hiçbir kimsenin rububiyet namına hiçbir şeyi hak etmediği gibi ubudiyet namına da hiçbir şeyi hak etmediğine, diğer bir sonuç olarak da kalplerin, Allah’ın marifeti, muhabbeti, korkusu ve O’ndan yana ümit ile dolu olması gerektiğine delil teşkil eden bu âyet-i kerimeler üzerinde iyice düşünmeliyiz. Bu iki husus -yani Yüce Allah’ı tanımak ve O’na ibadet etmek- Allah’ın bütün mahlukatı yaratma sebebidir. Yüce Allah’ın kullarını var ediş maksadı budur. Her türlü hayra, felâha ve kurtuluşa ulaştıran, dünyevî ve uhrevî mutluluğa eriştiren şey, bunlardır. Bunlar, Kerim olan Allah’ın kullarına en değerli bağışlarıdır. Kayıtsız, şartsız olarak en üstün lezzetler de bunlardır. Kişi eğer bunları kaybedecek olursa, her türlü hayrı elinden kaçırmış, buna karşılık her türlü kötülüğe de maruz kalmış demektir. Yüce Allah’tan niyazımız, kalplerimizi marifet ve muhabbeti ile doldurması, gizli ve açık bütün hareketlerimizi emrine tâbi ve O’nun rızasına uygun, ihlâslı kılmasıdır. Hiçbir dilek, O’nun için büyük değildir ve hiçbir maksat da O’na gizli kalmaz.