Skip to content
Tafsir As-Saadi - Turkish · Luqman
Sūrah 31

Luqman

This is a tafsīr in a language other than Arabic as the Quranic Universal Library (QUL, by Tarteel) has it, taken through the open copy of QUL’s data that spa5k/tafsir_api keeps. QUL’s record does not say who wrote or translated it or which printed edition it follows, and states no licence for the text, so the right to show it is not verified. Nobody has compared it with a printed book, and no scholar has reviewed it. Each passage stands beside the verses it comments on, which are the Qur’ān text of Tanzil, shown as it is there. Sabīl did not write or translate any of it.

Text fromQuranic Universal Libraryspa5k/tafsir_apiMITtaken 2026-10-21

Verses 22–24

وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ عَـٰقِبَةُ ٱلْأُمُورِ 22 وَمَن كَفَرَ فَلَا يَحْزُنكَ كُفْرُهُۥٓ ۚ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ 23 نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَىٰ عَذَابٍ غَلِيظٍ 24

22- Kim ihsan sahibi olduğu halde yüzünü Allah’a teslim ederse şüphesiz o, en sağlam kulpa tutunmuş olur. İşlerin âkıbeti Allah’a döner. 23- Kim de küfre saparsa onun küfrü seni üzmesin. Onlar, bize döneceklerdir ve biz de yaptıklarını onlara bildireceğiz. Şüphesiz Allah, kalplerde olanı çok iyi bilir. 24- Biz onları (dünyada) azıcık faydalandırırız, sonra da oldukça ağır bir azaba mahkûm ederiz.

22. “Kim ihsan sahibi olduğu halde” sahip olduğu bilgi, meşru bir bilgi olup bu hususta da Allah Rasûlüne uymuş olduğu halde “yüzünü Allah’a teslim ederse” şer’î hükümleri yerine getirerek, dinini yalnızca O’na halis kılarak, O’na itaat eder ve boyun eğerse... Yahut kim, Yüce Allah’a O’nu görüyormuş gibi ibadet eder, Allah’ı görmese bile Allah’ın kendisini gördüğü şuuru içinde olarak ihsan sahip olur, bütün ibadetleri yerine getirmek sureti ile kendisini Allah’a teslim ederse; Yahut da her kim, Allah’ın kullarına -onların haklarını yerine getirmek sureti ile- ihsan sahibi olup iyilik eder ve kendisini Yüce Allah’a teslim ederse... Bu anlamların biri diğerinden ayrılmaz. Sadece lafızların geliş noktaları bakımından aralarında bir fark vardır. Yoksa bunların hepsi de makbul ve kemâl derecede dinin bütün şer’î hükümlerini yerine getirme konusunda ittifak halindedir. İşte kim bunları yapacak olursa “şüphesiz o, en sağlam kulpa tutunmuş olur.” Yani tutunan kişiyi sağlam bir yere tutunduran, kurtuluşa götüren, helâkten koruyan ve her bir hayrı elde etmesi sonucunu doğuran kulpa yapışmış olur. Kim de kendisini Allah’a teslim etmeyecek yahut bu sapasağlam kulpa sımsıkı sarılmayacak olursa artık o, helâk ve yok oluştan başka bir sonuç ile karşı karşıya kalmaz. “İşlerin âkıbeti Allah’a döner.” Dönüşü, varacağı yer ve sona ereceği nokta O’dur. O, kulları hakkında hükmünü verecek ve amellerinin vardığı sonuca, ulaştığı âkıbete göre karşılıklarını verecektir. O halde bu sonuca hazır olsunlar.

23. “Kim de küfre saparsa onun küfrü seni üzmesin.” Çünkü sen, davet ve tebliğ görevini eksiksiz yerine getirdin. Eğer davetine muhatap olanlar, hidâyet bulmayacak olsa bile senin Allah’tan ecrini alman bir haktır. Bu kimselerin hidâyet bulmayışları dolayısı ile üzülmeyi gerektiren bir sebep yoktur. Çünkü bu gibilerinde hayır olsa idi, şüphesiz Allah onları hidâyete iletirdi. Aynı şekilde sana karşı düşmanlık etme cesaretini göstermiş, seninle savaşmış, sapıklık ve küfürlerini sürdürmüş olmaları dolayısı ile de üzülme. Diğer taraftan Allah’ın onların azaplarını dünyada çabucak göndermemiş olmasından ötürü de yanıp yakılma. Çünkü “onlar, bize döneceklerdir ve biz de yaptıklarını onlara bildireceğiz.” Onların inkârlarını, düşmanlıklarını, Allah’ın nurunu söndürmek için çalışmalarını ve peygamberlerine olan eziyetlerini haber vereceğiz. “Şüphesiz Allah” dile dahi getirmedikleri ve içlerinde sakladıkları da dahil “kalplerde olanı çok iyi bilir.” Ya açığa çıkıp herkesin gözü önünde olanların durumu ne olur, dersin?

24. “Biz onları” günahları daha çok artsın, azapları daha çok biriksin diye dünayda “azıcık faydalandırırız. Sonra da oldukça ağır bir azaba” yani son derece büyük, korkunç, acı ve ızdırap verici, şiddetli bir azaba “mahkûm ederiz.”