Skip to content
Book 6 · Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn
Book 6 · Türkçe

ORUÇ

This translation is its translator’s, not Sabīl’s. It is shown as its source gives it, as a text of its own under each book with the translator’s own headings: it does not stand line for line beside the Arabic, and it keeps the faults of the copy it was read from. Sabīl has not checked it against the Arabic, and no scholar has reviewed it.

Translated by Ali Arslan (the file says it was arranged on the basis of his translation)İhyâ-i Ulûmi'd-DînRead from islamilimleri.comtaken 2026-10-21

What the source says of it: The file's last line: "KAYNAK: Ali Arslan'ın Tercümesi esas alınarak düzenleme yapılmıştır." It names no publisher, editor or year of its own, and its text carries the misreadings of a scanned copy.

Giriş

Hamd, O Allah'a mahsustur ki, şeytanın hilelerini kullarından uzaklaştırmak suretiyle onlara olan minnetini büyütmüştür.

Orucu, dostları için kale ve kalkan yapmak suretiyle şeytanın umduğunu red ve zannını boşa çıkarmıştır. O Allah ki dostları için, orucun hürmetine cennetin kapılarını açmıştır.

Onlara 'şeytanın ancak kalplerdeki gizli şehvetler yoluyla geldiği' hakikatini bildirmiştir. Yine onlara bildirmiştir ki, şehvetleri yok etmek suretiyle itminana kavuşan nefis, hasmının belini kırmak için galip bir kahraman ve yenilmez bir kuvvete sahip olmuştur.

Sünnet'in kurucusu ve insanların rehberi Hazret-i Muhammed'e, onun üstün akıl ve delici basiret sahibi olan ashâbına salât ve selâm olsun! Yâ rabbi! Onları daima emin kıl!

Oruç, sabrın yarısıdır. 1

Sabır, îmanın yarısıdır. 2

Hazret-i Peygamber'in bu hadîsleriyle orucun, îmanın dörtte biri olduğu açıklık kazanmaktadır. Allah'a nisbet edilmesi itibariyle de oruç, diğer İslâmî rükûnlardan fazilette de ayrılmaktadır. Çünkü Allahü teâlâ, Hazret-i Muhammed Mustafa'nın kendisinden hikâye buyurduğu bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmaktadır Her hasene (sevab) on misliyle yazılır; tâ yediyüz misline kadar çıkar. Ancak oruç, ise benimdir ve ben onun karşılığında kulumun mükâfatını veririm. 3

Allahü teâlâ Kur'ân'da da şöyle buyurmaktadır:

Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir. (Zümer/10)

Oruç ise, sabrın yarısıdır. Onun sevabı takdir ve hesap ölçülerinin üstündedir.

Orucun faziletini bilmek hususunda Hazret-i Peygamber'in şu hadîsi zannedersem kâfidir: Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur. Nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır: 'Kulum ancak şehvetini, yiyeceğini ve içeceğini benim için terketmektedir. Bu bakımdan oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm'. 4

Cennetin Reyyan adlı bir kapısı vardır. Sadece oruç tutanlar o kapıdan cennete girebilirler. 5

Oruçlu bir kimseye, orucun mükâfatı olarak Allah'ın rahmeti ile karşı karşıya geleceği va'd olunmuştur. Oruçluya iki türlü sevinç vardır: a) İftar ettiği zaman sevinir, b) Allah'a kavuştuğu zaman sevinir. 6

Herşeyin bir kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur!7

Oruçlunun uykusu da ibadettir. 8

Ebû Hüreyre'nin rivâyet ettiğine göre, Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur:

Mübarek Ramazan ayı geldiği zaman, cennetin kapıları açılır, cehennem kapıları kilitlenir. Şeytanlar bağlanır ve bir tellâl şöyle bağırır: Ey hayrı arayan kimse! Gel! Ey şerri arayan vazgeç. 9

Vekî 'Yeyin, için, âfiyet olsun. Geçmiş günlerde takdim ettiğiniz sâlih amellere karşılık olarak. . . ' (Hakka/24) ayetinin tefsirinde 'Geçmiş günlerden maksat oruç günleridir, çünkü müslümanlar o günlerde yemek ve içmeyi bırakırlar' demiştir.

Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) , iftihar mertebesinde dünya hakkındaki zâhidlik ile orucu eşit göstererek şöyle buyurmuştur:

Gerçekten Allahü teâlâ, meleklerine karşı âbid bir genç ile iftihar ederek şöyle buyurmaktadır: 'Ey şehvetini benim için terkeden genç! Ey gençliğini bana bahşeden genç! Sen benim nezdimde meleklerimin bâzısı gibisin' '10

Yine Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) oruçlu hakkında Allahü teâlâ'nın şöyle buyurmuş olduğunu nakletmektedir:

Ey meleklerim! Kuluma bakınız! Şehvetini, lezzetini, yemesini ve içmesini benim için bırakmıştır. 11 'Artık işledikleri sâlih amellere mükâfat olarak kendileri için göz aydınlığından ne hazırlanıp saklandığını kimse bilmez' (Secde/17) ayetinin tefsirinde; 'onlar, oruçlarına karşılıktır' denilmiştir. Çünkü Allahü teâlâ, başka bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Sabredenler sınırsız ve hesapsız sevap alırlar. (Zümer/10)

Anlaşılıyor ki, oruçluya ecri, sayı ile değil, oluk oluk ve yığın halinde verilecektir. Böyle olması da uygundur. Çünkü oruç ibadeti ancak Allah için yapılır ve ona nisbetle şereflenir. Her ne kadar bütün ibadetler Allah için iseler de, oruçtaki hususiyet daha fazladır. Nitekim Allahü teâlâ Beyt'i (Kâbe'yi) nefsine nisbet etmekle şereflendirmiştir. Oysa sadece Beyt değil, bütün kâinat Allah'ındır. Orucun bu özelliği iki mânâdan ötürüdür.

A) Oruç, nefsi yemekten, içmekten ve şehvetten alıkoymak ve bunları terketmekten ibârettir. Bu ise, esasında gizli bir şeydir. Başkasına görünecek bir mahiyette değildir. Halbuki diğer ibadetlerin yapılışını herkes görmektedir. Oruç ise, ancak Allah tarafından bilinir. Çünkü oruç, mücerred sabır ile yapılan bâtınî bir ameldir.

B) Oruç, Allah düşmanını kahretmek için bir vesiledir. Çünkü şeytanın saptırma vesilesi şehvetlerdir. Şehvetler ise, ancak yemek ve içmekle gelişir. Bu sırra binaen Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Gerçekten şeytan insanın içinde kanın deverân ettiği gibi, deverân etmektedir. Bu bakımdan açlık ile şeytanın deverân ettiği yolları daraltınız. 12

Yine bu sırra binaen Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem) , Âişe validemize şöyle der:

- Cennet kapısını vurmaya devam et.

-Ne ile?

-Açlıkla. . . 13

Daha ileride Mühlikat bölümünde, yemeğe karşı 'Oburluk ve İlâcı' kısmında açlığın fazileti beyan edilecektir.

Özel olarak oruç şeytanın hilesini mahvetmek ve yollarını kapatmak ve akış istikametini daraltmak için olduğundan dolayı, Allahü teâlâ'ya nisbet edilme özelliğini elde etmeye müstahak olmuştur. Allah'ın düşmanının helâkinde, Allah'ın dinine yardım vardır. Allah'ın dinine yardım eden de Allah'ın yardımına mazhar olur.

Nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sâbit kılar. (Muhammed/7)

Bu bakımdan kulun var kuvvetiyle çalışması gerekir. Akabinde hidâyetle onu mükâfatlandırmak da Allahü teâlâ'ya düşer.

Biz bizim yolumuzda cihâd edenleri yollarımıza hidâyet edeceğiz. (Ankebut/69)

Bir kavim kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. (Ra'd/11)

Değiştirmekten maksat şehvetlerin çoğalmasıdır. Bu bakımdan şehvetler, şeytanların yaygın merasıdır. Otlak olduğu müddetçe, şeytanlar orada eksik olmazlar. Şeytanlar oraya devam edince, kul için Allah'ın celâli belirmez ve kul daima Allah'ın mülâkatından uzak olur.

40 of 237
The Arabic text
كتاب أسرار الصوم

Text fromOpenITICC BY-NC-SA 4.0Shamela 9472taken 2026-10-21

This is the Arabic text of al-Ghazālī’s Iḥyāʾ ʿUlūm al-Dīn as the OpenITI corpus has it, from Shamela’s copy of the Dār al-Maʿrifa edition. Nobody has compared it with the printed book or a manuscript, and no scholar has reviewed it. The corpus says that in some pages a part of the text is missing and that the editor’s footnotes are mixed with the text; both are shown as they stand. The pages of the printed edition are marked where they end. The translations are their translators’, each read from the copy named with it and shown as a text of its own under each book, with its own headings: none is set line for line against the Arabic, Karim’s English abridges the book as its translator says, and each keeps the faults of the copy it was read from. Sabīl has translated nothing, has not checked any translation against the Arabic, and no scholar has reviewed one.